Anasayfa  >   Yazar
Siyasanın Gölgesinde Aşk ve Nefret: Erdoğan
Gezi Eylemlerinin olduğu sıralardı. Sosyolojik açıdan bu toplumsal hareketin neye karşılık geldiği olayları destekleyen desteklemeyen herkesin merak ettiği bir konuydu.
31 Aralik 2015 - 18:03:20

Bir Gezi Parkı Sosyolojisi yapılıyordu küçük çocukların büyük sloganları üzerinden.

Hareketi destekleyenlerin heyecanlı durum analizlerini okuyorduk, gözlemlerini, umut ettiklerini…

İsimlendirme hiç de zor olmadı benim için; Tencere-tava devrim girişimi. Diğer yandan karşıt duranların, hadi çok tartışılan tabirle “zor tutulan yüzde elli”nin olaya dair dış mihraklar, içerdeki hainler şeklindeki tanımları hem gündeme hem de mizaha damga vuruyordu.

İşin garip tarafı iki tavır alış şeklinin de ortak noktası  “Erdoğan”dı.

Tırnak içine alıyorum çünkü bir kişinin artık zatından soyutlaşmasını kasdediyorum. Düşünsel  olması beklenen tavır alışları bile etkileyebilmesi, kendisine karşı olanları dahi dönüştürebilen bir soyut güce sahip olduğunu gösteriyor.

Bir “kişi” olmaktan çıkıp adeta bir mihenk taşı haline geldi. İnsanlar öyle ki en yakın ilişkilerini bile bu mihenk taşında  test ediyor ve ona göre eliyor, mesafe koyuyordu.

Bunun tam olarak bu ne zaman başladığını kestirmek zor ancak Gezi Parkı ile zirveyi gördüğü noktasında hemen herkes mutabık. Erdoğan’ı sevenler ve sevmeyenler şeklinde gerçekten de fifty –fifty bir kamplaşma olmuş ve çatışma en ayıp ifadeleri hoyratça cümleler arasına serpiştirmeye dönüşmüştü.

Tabir yerindeyse +18 siyaseti.

Hatta öyleki daha sonraları bir “ortak acı” olması gereken Soma Faciasında bile bu tarafgirlik devam etmiş ve yas tutmak yerine Recep T. Erdoğan üzerinden olayı konuşma garabeti devam etmişti.

Elbette sorumluluk açısından ülkedeki değişim, gelişim, problemler dönemin yöneticilerini bağlar ve kendilerine yöneltilecek her tondan soru olmalıdır.

Ancak ortaya çıkan durum cenaze evine kırmızı elbise giyip gitmek gibi bir şeydi. Acının kendisi bir siyaset nesnesi olmuştu ve bu da ürkütücü bir şekilde sadece bir isim üzerinden dönüp duruyordu.

İşte o zaman Sosyolog Nilüfer Göle bir röportaj vermişti olaylarla ilgili. Aklımda kalan ve beni oldukça etkileyen bir cümlesi olmuştu : “ Gelin bir dakikalığına Başbakanı ( Erdoğan’ı) unutalım!”

Sanırım o dönemde duyduğum en sağlam cümleydi bu.  Çünkü bu cümlenin sonrasında ne söylenirse söylensin diğer bütün bakış açılarından daha sıhhatli bir sonuca varılır.

Bir dakikalığına en  büyük bela olarak gördüğümüz adamın, adı ne olursa olsun, öldüğünü düşünelim ya da aslında hiç olmadığını ve sonrasında tekrardan konuştuğumuz bütün meseleleri önümüze alalım; yolsuzluğu, iktidar dilini, ekonomik sorunları, ahlaki problemleri, mahalle duvarlarının sertliğini… Hepsini tekrar konuşup çözülebilecek olanların yanına bir mim işareti koyalım.

Sistem sorunları, anayasa değişikliği talepleri bile Erdoğan üzerinden konuşuluyorsa, muhalefet liderleri seçim vaadlerini kalkıp bir kişinin ne olup olmayacağı üzerinden kurguluyorsa sizce  bu toplumun  Erdoğan’ı zihinsel olarak menfi/müsbet  aşamadığı anlamına gelmez mi ?

Başkanlık Sistemini konuşmak  Erdoğan’ı istemek veya istememek demek oluyorsa bizim yönetici sorunundan çok yönetilen problemimiz var demektir.

Sahiden Erdoğan’ı bir dakikalığına yokmuş gibi düşünsek ve tekrardan konuşsak şu Başkanlık Sistemini, hem  belki de iyi bir şeydir …

Zeynep R .Karataş

YORUM BIRAKIN
YORUMLAR  ( 0 Yorum )
Habere hiç yorum yapılmamış
BENZER HABERLER
Türkiye Hedonist, Narsist ve Megolaman Zihniyetlere Bırakılamaz
Devlet-ebed-müddet söz konusu olduğunda kendi çıkarlarını değil devletin bekasını şiar edinen siyasetçilere ihtiyacımız vardır.
Kürt yazarlar referandum konusunda ne düşünüyor?
TBMM'de oylanan 18 maddelik anayasa paketi değişikiliği ile birlikte 16 Nisan'da referandum yapılması kararı alındı. Anayasa paketi konusunda her kesimde olduğu gibi Kürtlerin de beklentileri ve talepleri var.
Aslan Değirmenci: Bedel ödemeden olmaz!
1 Kasım Seçim sonuçları ısrarla “Sürpriz” olarak değerlendiriliyor. Anket firmalarının yayınladığı çarşaf çarşaf sonuçlar da örnek gösteriliyor.
Yusuf Ziya Döger: Ortadoğu’da Reddi Miras
Toplumların miras bıraktığı kültürel değerler, onlara ait toplumsal yapılanmanın anlaşılmasına ve doğru biçimde analiz edilip değerlendirilmelerine imkân sunar. Tarih bilimi aracılığıyla ancak toplumsal yapılanmaların dayandığı mirasın sacayaklarına vakıf olabiliriz. Tarihsel olarak medeniyetlerin farklı anlayışlara dayalı biçimde şekillenmelerinde başat role sahip unsur var ettiği kültürel değer üretimine ait olan mirastır. Bu miras toplumsal yapılanmanın dayandığı verinin ana unsurunu barındırır.
TÜSİAD Başkanı'nın karışık kafası ve konuşma özgürlüğü
TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes doğrularla yanlışların, objektif tespitlerle önyargıların iç içe geçtiği bir konuşma yapmış. Meselâ, şu sözleri genel ekonomik doğrulara işaret ediyor:
Ahmet Pekiyi: Stratejik Seçim
İnsanlar gündelik hayatın her saniyesinde düşünsel ve eylemsel bir takım seçimler yaparlar. Hayatımızın akışına yön veren de bu tercihler olur.
AVUSTURYA'DAN SIĞINMACILARA ASKERİ SET
KERRUBİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
ABD'DEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
BM GENEL SEKRETERİ'NDEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
İNGİLİZ BAKANDAN 'TÜRKİYE' AÇIKLAMASI
TİLLERSON'DAN KİM JONG UN AÇIKLAMASI
VENEZUELA HALKI ABD'NİN 'ASKERİ MÜDAHALE' İMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
TRUMP'TAN IRKÇILIK AÇIKLAMASI
İSRAİLLİ DERNEKTEN AL JAZEERA'NIN KAPATILMASINA TEPKİ
ÇİN'DEN BMGK'NIN YENİ KUZEY KORE KARARINA TEPKİ
DUTERTE: İNSAN HAKLARI MI? CANI CEHENNEME!
MISIR'DA BOMBALI SALDIRI