Anasayfa  >   Yazar
Ahmet Pekiyi: Neyinize güveniyorsunuz?
““Ey amca! Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem, Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.”
13 Ocak 2016 - 16:12:08

Siyasetçilerin, bürokratların, kurum liderlerinin, toplumsal kanaat önderlerinin ve STK yöneticilerinin hali pür melalini düşündüğüm zaman bazen onlar adına üzülüyorum. Zira yapmış oldukları iş hakikaten birçok kul hakkına sebep olabilecek bir potansiyele sahip. Bu nedenle toplum ve kitleler önünde liderlik yapan kişilerin hitap ettikleri insanlarla iletişim kurarken, işlemlerini yaparken, kararlarını alırken, harcamalarını yaparken çok dikkatli olmaları gerekmektedir.  Dünyada yapılan her işin mutlaka hesabı verilecektir. Hiç kimsenin hakkı hiç kimsenin ipoteğine mahkum kalmayacaktır. Allah imhal eder ihmal etmez. Herkes acıttığı yüreklerin ahının kendisine döndüğü günü mutlaka yaşayacaktır. Mazlumların ahının karşılığı yarına kalır ama kimsenin yanına kalmaz. Yakılan yürekler üzerine kimse taht kuramaz. Zulüm ile abad olunmaz. Hayat sadece yaşadığımız günlerden, madde aleminden ibaret değildir.  Anne karnından makbere kadar devam eden hayat serüveni tam anlamıyla aldatıcı bir oyundan ibarettir. Hakikatte ise dünya hayatı boyunca ahretteki mükâfatların ve cezaların belirleyicisi olacak bir imtihan sürecinden geçeriz. Bu sınavı kazanacak olanlar Allah’ın(c.c) hatırı için kulluğunu layıkıyla yerine getirmeye çalışanlar ve kul hakkı yemeyenler olacaktır. Teşbih yapmak gerekirse herkes cennetini ve cehennemini dünya hayatındaki tercihleri ile inşa etmektedir. Cennet ve cehennem kulların davranış ve yaşam tarzı seçimlerinin bir neticesidir. Allah’ın(c.c) iradesi ile dilediği kuluna cenneti lutfetme hakkı Kendi Kudretindedir.
 
Adaletten, haktan, hukuktan taviz veren yöneticilerin kendilerini Mahkemei Kübradaki hesaptan kurtarması mümkün olmayacaktır. Torpilin, makamın, evladın, paranın fayda vermeyeceği bir hesap gününe hepimiz uyanacağız. Günübirlik kazanımlar, kayırmalar kimilerini dünyadayken mutlu etse de İlahi Mizan bu pozitif uygulamaları, haksız edinimleri asla gözden kaçırmayacak ve yöneticilerin dünya hayatı boyunca sergiledikleri bazı tavırlar onların lehine değil aleyhine değerlendirilecektir. Tabi ki ümidimiz hiçbir yöneticinin ahiret hayatında altından kalkamayacakları bir hesapla karşı karşıya kalmamasıdır. Sağlam, hakçıl, adil, sorumlu bir idarecinin neye mal olursa olsun hakkı, adaleti ayakta tutan bir duruş sergilemesi icap eder. Konjonktür gereği atılan adımların izahatı“Allah’ım, şartlar kötüydü, adaleti bir müddet rafa kaldırmak gerekti, bu nedenle bazen iltimas gösterdiğim kişiler oldu, hatırını kıramadığım yakınlar vardı.” şeklinde olsa da İlahi Muhasebede bu ifadeler karşılık bulamayacaktır. Mutlak Mahkemede akla büründürme kuralları değil en ufak iyiliği ve kötülüğü algılayan Mutlak Terazinin kuralları tedavülde olacaktır.  Allah’ın bizden istediği şey emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmaktır. Hiçbir insan vicdanına yalan konuşamaz. Bu nedele her gün kendimizi mutlaka vicdani bir değerlendirmeye tabi tutmalıyız. Kişisel günahlarımız elbette vardır ama toplumsal günahlarımız, bireysel günahlarımıza göre daha ağır faturalar olarak hesap defterimize kaydedilecektir. Doğruluğun ve dürüstlüğün yeri, zamanı, şeraiti bulunmamaktadır. Hz. Peygamberin(s.a.v) yaşamı bu konuda bizim için en büyük numunedir. Ne demişti o mübarek İnsan(s.a.v) amcasına, kendisini hak yoldan çevirmek isteyenlere hitaben: ““Ey amca! Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem, Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.” Müslüman’ın ve ahret inancına sahip bir kişinin ve yöneticinin her halükarda doğruluğu, iyiliği ve hakikati temsil etmesi icap eder. Hakkı ayakta tutmak boynumuzun vurulmasını gerektirse de hak için boynumuzu feda edebilecek yüreğe ve cesarete sahip olduğumuzda kurtuluşa erebiliriz. Aksi tekdirde hakkın boynu bükülecek ve fiillerimiz, azalarımız bizim hakkımızda şahitlik edecektir. Her şeyden önce ahret sorgusunda bizi sorgulayacak olan Rabbimiz/Mutlak Hakim, dünyaya ait davalarımızın birinci şahidi olacaktır. Nasıl titremezsin kardeşim, nasıl titremezsin ey yönetici abim/büyüğüm, nasıl sarsıntı yaşamazsın Ey medya patronu? İlahi Hesaptan emin olmanın bir yolunu buldun da biz mi bilmiyoruz? Haşa Allah Mutlak Hesapta bazı kişilere özel ayrımcılık yapacak da biz mi haberdar değiliz? Yok sayın büyüklerim. Böyle bir hesap yok. Olmayacak. Biz büyüklerimiz hakkında iyiliklerine şahit olabileceğimiz bir yaklaşım ve hayat karnesi arzuluyoruz. Lütfen bizi hakkınızda olumsuz şahitlik edeceğimiz durumlarla karşı karşıya bırakmayın.
 
Yöneticiler için model teşkil eden en güzel hayat örneklerinden biri kuşkusuz ki Hz. Ömer(r.a)’in yaşamıdır. "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, Allah (c.c) bunu Ömer'den(r.a) sorar diye korkarım" beyanında bulunan Hz. Ömer(r.a) duruşu hepimize, tüm yöneticilere ebedi mesajlar sunmaktadır. Hz. Ömer(r.a) ki Hz. Peygamberin (s.a.v) “Benden sonra peygamber gelseydi Ömer olurdu.” dediği, Aşerei Mübeşşere arasında yer edinmiş mümtaz bir şahsiyettir. Hz. Ömer(r.a) dahi yönetmiş olduğu coğrafyanın her karışı için bu inceliği gösterip, idaresi altındaki coğrafyada hayat süren hayvanlarla ilgili bile bu titizliğe haizken dönemimiz yöneticilerinin insani konulardaki duyarsızlıkları hayretamiz bir durumdur. Bu nitelikteki yöneticilerin neye ve nasıl güvendiklerini anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu nasıl bir gaflet ve dalalettir? Mazlumların ödemesi ahrete kalmış haklarını ödeyememenin korkusu bir insanın uykularını kaçırmalı değil mi sizce de? Hangi vicdan ahret hayatına borçlu gitmenin endişesinden izole edebilir ki ruhunu? Rivayete göre Hz. Ömer(r.a) halife seçildiğinde Sahabenin karşısına çıkmış ve demişti ki: “Ey insanlar! Ben bir hata yaptığım zaman ne yapacaksınız?” Bunun üzerine, içlerinden biri kılıcını gösterip şu yanıtı vermişti: “Seni kılıcımızla düzeltiriz.” Bu yanıt karşısında Hz. Ömer(r.a) ellerini açarak şu şekilde dua etmişti:“Allah’ım yanıldığımda beni düzeltecek teb’am olduğu için sana şükürler olsun.” Çevremize ve etrafımıza baktığımızda kaç yönetici ve amir bu eleştirel olgunluğu gösterebiliyor? Kaç vali, kaç daire başkanı, kaç vekil, kaç başkan bu muhteşem prensiplerle idare ettikleri insanlara muamele edebiliyor? Ve yine bir gün ganimet paylaşımından sonra adaletin timsali Hz. Ömer(r.a), Müslümanlar’ın karşısına güzel bir libas ile çıkar. Teb’asından biri “Ey Ömer, en güzelini kendine mi ayırdın?”diye sorar. Hz. Ömer(r.a) oğlunu göstererek onun cevap vermesini ister. Bunun üzerine oğlu Abdullah(r.a): “Ganimetten benim hissemi babama vererek onun güzel bir elbise almasını istedim, çünkü O, Müslümanlar’ın halifesi olarak kâfirlere karşı güzel görünmeli diye düşündüm.” mealinde yanıt verir. Soruyorum ey idareci ve yönetici büyüklerim, kaçımız, kaçınız bu ahlaki, erdemsel hassasiyete sahibiz? İdari işlerimizi yürütürken acaba Allah’ı(c.c), Resulüllah’ı(s.a.v), hakkı incitiyor muyuz endişesini kaçımız taşıyoruz? 60-70 yıllık dünya hayatı er ya da geç bitecek ve Mutlak Muhasebe günü amel defterimiz hepimizin önüne konulacak. Sorarım size vicdanınız rahat mı, hesabınızı verebilecek yüreğiniz var mı? Dünya hayatındaki  sümenaltı çalışmalarınızı, alengirli işlemlerinizi, kulis faaliyetlerinizi orada da yapabilecek misiniz? Dayınızı, paşanızı, makamınızı, paranızı orada da devreye sokarak kazanım elde edebilecek misiniz? Bu asla mümkün olmayacak efendim. Bunu bilmenizde ve bilmemizde fayda var. Yarın nedamet duymak istemiyorsak.
 
Yine Hz. Ömer(r.a)’den bazı örnekler verelim: Yahudi bir kişi Hz. Ömer (r.a)’in yanına gelip “Ya Ömer, filan yerde cami yapılıyor. Camiyi yaparken arsamın da bir bölümüne girdiler. Arsam eksildi.” der. Bu hadiseyi inceleten Hz. Ömer(r.a) olayın hakikat olduğunu görünce o bölgenin amirine “Camiyi yıkın, ama adaleti yıkmayın. Camiyi yeniden yapın.” talimatını vererek adaleti ve hakkı teslim eder. Günümüzde mücahitlik diskuruyla müteahhitlik yapan vekiller, il/ilçe yöneticileri, medya patronları için ibret değil midir bu vaka? Kılı kırk yararcasına tutum sergileyen, hiçbir vatandaşı mağdur etmeden, onun mülkiyet haklarına tecavüzde bulunmadan, bir vatandaşın özeline/mahremine müdahale etmeden işlem yapan, dedikodulara kulak tıkayan kaç toplum lideri var acaba?   Hz. Ömer’in(r.a) oğlu Hz. Abdullah(r.a) bir deve satın alır. Deveyi devletin develerini güden görevliye teslim eder. Devletin otlaklarında deve yer, içer, güzelce semirir. Bir gün Hz. Abdullah(r.a) satılması için bu deveyi pazara götürür. Hz. Ömer(r.a) deveyi pazarda görünce, bu devenin kime ait olduğunu sorar. Oğlu Abdullah’a ait olduğu söylenir. Canı sıkılan Hz. Ömer(r.a), oğlunu çağırıp deveye nasıl sahip olduğunu ve nasıl böyle semirdiğini sorunca oğlu, her şeyi anlatır. “Ben devemi bütün Medine halkı gibi devlete ait şu korulukta besledim. Herkes nasıl devesini getirip o koruluğa saldıysa ben de getirip devemi o koruluğa bıraktım." der. Bunun üzerine Hz Ömer(r.a): “Vay, ne güzel. Hem halife oğlu olasın, hem böyle iş edesin. Deveni devlet çobanı otlatsın, deven devlet otlaklarında otlatılsın, satınca da kârı senin olsun. Olmaz böyle şey. Git deveyi sat. Deveyi aldığın tutarı sen al, gerisini götür, devlet hazinesine teslim et.” şeklinde oğlunu uyarır. Hz. Ömer(r.a) inceliğine, büyüklüğüne ve erdemine bakar mısınız? Ukba hesabı yapan bir yüreğin adalet müptelalığını/anlayışını anlamak için derin düşünmek gerekiyor dostlar.  Yine Hz. Ömer(r.a) bir hastalığı esnasında kendisine bal yemesi tavsiye edilince devlet hazinesinde var olan baldan istifade edebilmek için camiye giderek halkından izin almıştır. Bir devlet başkanının kalitesini anlamak için bundan daha hoş bir örnek olabilir mi? Hangi devlet büyüğümüz bu duyarlılığı, hassasiyeti gösterebiliyor? Lütfen vicdanlarınızı hesaba çeker misiniz? Sözle cennetin kapıları açılmıyor efendim, nutuklarla Allah’ın(c.c) rızası elde edilmiyor. Emrimize amade olan memurların hakkını, vatandaşlarımızın hukukunu ne kadar koruyabiliyoruz? Bu bir hesap sorma değil elbette. Sadece bir hatırlatma ve uyarı yapmaya çalışmaktır niyetim. Hiçbir yöneticiyi veya lideri de itham etmiyorum. Bu yazı genel mahiyette kaleme alınmış bir yazıdır ve umut ederim ki bir öz muhasebe yapmaya vesile olur. Hizmetkarıyla nöbetleşe deveye binecek kadar alçak gönüllü bir devlet amiri, başkanıdır Hz. Ömer(r.a). Kölesi her ne kadar bu uygulamaya itiraz etse de Hz. Ömer(r.a) kölesiyle nöbetleşe deveye binerek tarihe örnek bir lider portresi nakşetmiştir. Cahiliye döneminde kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü ve elle yapılmış putlara tapılan bir toplumdan sonra İslam Medeniyetini inşa eden Efendimizin(s.a.v) bizlere emanet ettiği kültür ve yaşam tarzı budur kardeşlerim. Bu rikkat ve nezaket ölçülerini yönetim felsefesinin payandası haline getirebilen idareci miktarı ne kadardır acaba sorarım size...
 
Bir gece Hz. Ömer(r.a) makamında çalışıyorken yanına Hz. Osman(r.a) gelir. Selam verir ve oturur. Hz. Ömer(r.a) selamı almadan önce odadaki mumu söndürür, orada bulunan başka bir mumu yakar. Sonra selamı alır. “Buyur ya Osman.” der. Hz. Osman(r.a) şaşkın halde, neden önce bir mumu söndürüp diğer mumu yaktığını sorduğunda Hz. Ömer(r.a): “Demin devlet işi yapıyordum. Mum da devletin malı idi. Özel işlerimi o mumla yapamazdım. O mum beytülmalın parası ile alındı. Onun için söndürüp kendi mumumu yaktım.” diye yanıt verir.  İşte ey yönetici dostlar, bir devlet amirinin benimsemesi gereken evrensel vasıfta bir yönetim ilkesi… Kaç yöneticimiz devletin imkanlarını özel işleri için kullanmama hassasiyetini gösterebilecek kadar olgun hareket edebiliyor? Kaç lider, kaç STK yöneticisi naylon faturalar ve taraflı ihaleler üzerinden menfaat elde etmenin sırta ateş yüklemek kadar cahilce bir fiil olduğunu düşünme tasası içinde iş ve işlemlerini yapıyor? Devlet malının cazibesi ve sıcaklığı kandırıyor mu yoksa bizleri? Yenilen, çarçur edilen, müsrifçe savrulan devlet mallarında hangi yetimin, hangi mazlumun hakkı olduğunu hesaba katmadan hareket etmenin ukbaya yansıyan bilançolarını kim kapatacak Allah aşkına? Mahkemei Kübrada hangi naylon fatura ile veya hangi algı operasyonu ile üstünü örteceksiniz yaptığınız gayrı etik harcamaların, usulsüz edinimlerinizin, yalancı şahitliklerinizin, yanlı kararlarınızın? Hakim, yargıç ayarlayabilecek misiniz Mahkemei Kübra için? Akrabalarınızı, tanıdığınız üstlerinizi devreye sokabilecek misiniz? Yapıyorsunuz demiyorum yanlış anlamayın. Böylesi hesabı asla verilemeyecek işlere zinhar yanaşmamanız için bir kardeşiniz, dostunuz, dava arkadaşınız olarak uyarıyorum. Sakın kardeşlerim, sakın büyüklerim, yapmayın, etmeyin… Ömür öyle ya da böyle geçiyor. Bakın dünya sathına… Ne acılar, ne çileler yaşıyor ümmetin evlatları. Ölümü dileyerek açlığını cennette bastırmak isteyen ümmet çocukları var. Onların da yaşadığı hayat… Bütün bu acıların içinde hile ve hurdayla menfaat devşirmenin gayreti içinde olanların hesabı emin olun ağır olacak ve bu hesabın altında kalmasını istemiyoruz hiçbir kardeşimizin. Yöneticilerin, hakimlerin hakkı gözeterek karar vermelerini telkin ediyoruz.
 
Evliya Çelebinin aktardığına göre Fatih Sultan Mehmet Hanın cami yapımında görevlendirdiği bir mimar, camiyi Sultan Fatih’in istediği şekilde inşa etmeyince büyük hakan bu mimarı cezalandırır ve cezalandırılan Rum Mimar Fatihten şikayetçi olur. Şikayeti dinleyen kadı Hızır Bey, davacıyı haklı bulur ve Fatihin ellerinin kesilmesine hükmeder. Bu adalet karşısında nutku tutulan Rum mimar davasından vazgeçer ve hüküm, yüklü bir para cezasına çevrilir. Dava sonrasında Kadı Hızır Bey ve Fatih Sultan Mehmet Han arasında şu konuşma geçer. Fatih, çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek; "Eğer sen Allah`ın(c.c) hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkum etmeseydin bununla başını paramparça ederdim" der. Kadı Hızır Bey de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir: "Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim" der. İşte bize ecdadın aktardığı hak, hukuk, adalet dairesi. Ecdadımızı tarihin öznesi haline getiren Ahlak Medeniyetidir bu. Şimdilerde nerde böyle hakimler ve yöneticiler diye hayıflanmadan edemiyoruz. Oysaki hepimiz ölümlü varlıklarız. Hepimizin varacağı yer bir metre toprak altı. Ölüm herkes için hak. “Küllü nefsin zaigatülmevt” hükmü tüm canlıları ve mevcudatı kapsayan bir sünnetullah. Allah müstesna…
 
Hz. İsa(a.s) bir gün Beni İsrailin kendisini görebileceği bir ortamda bir kuzunun kulağına eğilip bir şey söylüyor ve o günden sonra bu hayvancağız erimeye ve zayıf düşmeye başlıyor. Durumu temaşa eden Yahudiler, “Ya İsa(a.s) ne söyledin bu hayvana ki bu hale geldi, günden güne eriyor” diye soruyorlar. Hz. İsa(a.s) da “Size her gün söylediğimi bu hayvana yalnız bir gün söyledim, bu hale geldi” mealinde bir açıklama yapınca Yahudiler, “ Ne söyledin Ya İsa(a.s)?” diyorlar. Hz. İsa Aleyhisselam da, “Elmevtü hakkun(Ölüm haktır), Küllü nefsin zaigatülmevt. (Her nefis ölümü tadıcıdır.) Size her gün söylediğim bu sözleri ona bir defa söyledim, o hayvan bu hale geldi.”şeklinde açıklama yapıyor. Hz. İsa’nın(r.a) Beni İsrail ile yaşadığı bu diyalog bizler için de bir nasihat değil mi azizim? Ölümsüzlük iksirini bulan birileri mi var haşa? Mümkün mü? Şimdi soruyorum Ey amirler, yetkililer, memurlar, hakimler: Hangimiz ölümden azadeyiz? Hangimiz ölüm köprüsünden geçmeyeceğiz? Hangimizin haşa Azrail(a.s) ile antlaşması var da o kişiye dokunmayacak Azrail(a.s). Yok efendim. Böyle bir hayat yok... Hepimiz öleceğiz. Hepimiz dirileceğiz ve hepimiz hesap vereceğiz. Adaleti, hakkı, doğruluğu ve dürüstlüğü temsil ederek Azrail’e(r.a), ölüme gülümseyebiliyorsak ne mutlu bize. Ölüm bizim için En Güzel Dosta, Rabbimize kavuşma ve O’nun(c.c) rızasına ulaşma vesilesi olabiliyorsa yaşadık, aksi halde halimiz içler acısı dostlarım. Hesap gününün şiddetinden ve korkusundan kurtulmanın tek yolu iyiliktir, adalettir, kulluktur, hakkaniyettir, kul hakkından ateşten kaçar gibi kaçmaktır. O hesap gününün çetinliğinden Hz. Peygamberin(r.a) dostu, cennetle müjdelenmiş olan Hz. Ebu Bekir(r.a) korkmuştur; adaletin zirvesi olan cennet muştulu Hz. Ömer(r.a) korkmuştur, Peygamber(s.a.v) zevcesi olan Hz. Aişe(r.a) annemiz korkmuştur. Aktarıldığına göre, Hz. Ebu Bekir(r.a) “Keşke şu ağaçtaki kuş olsaydım da, Ebu Bekir olup Allah’ın(c.c) huzuruna hesaba çıkmasaydım. Beni vursalardı ve avcılar etimi yeselerdi de Ebu Bekir olmasaydım.” diyerek ilahi hesap korkusundan feryat etmiştir. Hz. Ömer(r.a) de  “Ah keşke bir koç, kuzu olsaydım, sahibim beni misafirleri için kesseydi, ziyafet verseydi, yenseydim, yok olsaydım, Hz. Ömer(r.a) olmasaydım.” şeklinde mutlak hesap endişesini terennüm etmiştir. Hz. Peygamber(s.a.v) tarafından cennetle müjdelenmiş olmalarına rağmen son hesabın korkusundan sızlanmıştır o mübarek insanlar…   Hakeza, Hz. Aişe(r.a) annemiz de “Ah keşke bir ağaç olsaydım, bir odun olsaydım, beni yaksalar, külümü savursalardı; Aişe’nin defteri yazılmasaydı, keşke yaratılmamış olsaydım.” diyerek Peygamber(s.av) eşi olmasına rağmen hesap gününün azametine ve dehşetine karşı nasıl bir hissiyat içinde olmamız gerektiğini çağlar ötesine aktarmıştır. İşte böyle Ey dostlar! Tarihin gördüğü ve görebileceği en güzide insanlar topluluğunun kulluktaki, sevap/günahtaki, kul hakkındaki duyarlılıkları bu şekildeyken bizlerin hassasiyetinin nasıl olması gerekir sizce?
 
Resulüllah Aleyhisselatü Vesselam bazı hadislerinde yöneticiler için şu önemli ikazları yapmış ve yöneticilerin, liderlerin, amirlerin ne tür sorumluluklarla hesaba çekilebileceklerinin, ne tür sonuçlarla yüzleşebileceklerinin, ne tür ödüllerle mükafatlandırılacaklarının bilgisini asırlar öncesinden bizlerle paylaşmıştır:
“Allah’a(c.c) en sevgili ve diriliş günü O’na(c.c) en yakın olan kişi adil yönetici(imam) olacaktır.” “Eğer yetkili kılınırsan Allah’tan(c.c) kork ve adil davran.” “Herhangi birisi Allah tarafından Müslümanların işleri üzerine yetkili kılınır ve onların ihtiyaçları, mahrumiyetleri ve darlık-düşkünlükleriyle ilgilenmekten yüz çevirip kaçınırsa, Allah(c.c) da onun ihtiyaçları, mahrumiyeti ve darlık-düşkünlüğünden yüz çevirir.” “On (ya da daha fazla) kişiyi yönetmiş olan her kişi kıyamet gününde Allah Teâla’nın huzuruna elleri boynuna zincirlenerek gelecek; ya adaleti ile serbest bırakılacak, yahut günahları yüzünden helak edilecektir.”  (Mişkât) Ayrıca bir başka hadisi şerifinde Efendimiz(s.a.v) “Allah(c.c) herhangi bir kulun idaresi altına bir halk verir, o da bu halkı nasihatla-samimiyetle kuşatmaz ise bu kimse cennetin kokusunu bulamaz(Buhari).” buyurmuşlardır.
 
Ümit ediyorum ki bu yazı öncelikle kendi nefsim ve hayatım için bir nasihat özelliği taşır ve yine ümit ediyorum ki bu yazıdan ilham alan birkaç yöneticimiz, ekip lideri, STK yöneticisi  kul hakkına ve adalet ilkelerine karşı daha hassas bir tutum içinde olur. Güçlünün değil hukukun kazandığı bir toplum inşa etmeden istikbalimizi ihya edemeyiz. Saygı ve hürmetlerimi sunarak adaletsizliklerin son bulduğu bir dünyaya kavuşmak ümidimin kabul olmuş bir duaya dönüşmesini murad ediyorum. 

 
AHMET PEKİYİ
ahmetpekiyi@gmail.com
https://twitter.com/pekiyiahmetpar
 
 
YORUM BIRAKIN
YORUMLAR  ( 2 Yorum )
vatandaş
2 Yıl önce
kör göze parmak sokmak derler ya o tür bir yazı olmuş. sizide kripto ilan etmesinler sonra :)
kul
2 Yıl önce
takdire şayan bir yazı olmuş ahmet hocam
BENZER HABERLER
Kapitalizmi ortadan kaldırmalıyız!
Ali Koç kapitalizmin gerçek bir sorun olduğunu ve eşitsizliklerin giderilmesi için kapitalizmden kurtulmak gerektiğini söylemiş. Medyada birçok yazar bu sözlere sahip çıktı ve kapitalizmden niye kurtulmak gerektiğini kendince ifade etti.
Siyaset de Şiddeti Taşıyan Enstrümana Dönüştü
Son günlerde TBMM’deki alt komisyonda ele alınmaya çalışılan dokunulmazlık fezlekelerinin görüşülmesi sırasında kamuoyuna yansıyan ve asla tasvip edemeyeceğimiz görüntüler HDP’lilerin şiddeti meclise taşımalarının somut bir göstergesi olarak okunabilir.
Ahmet Pekiyi: HDP ve BARAJ
HDP’nin seçim barajını geçmesini ve 80 vekille mecliste köşe kapmasını allayıp pullayıp dillendiren bir kitle, HDP Efsanesi yaratıyor.
Derya Akıncı Yazdı: Eylemsivari...
Haberleri okurken gözüme takılıyor.. Başlığından çok,içeriği ilgimi çekiyor o gün...Şimdi hangi gün diyeceksiniz..
Hüzün Mamafih: Sonsuz minnettarlıklarımız
Bazen hep olmayı istemedigimiz kisi oluruz, hatta hayatımız boyunca direndigimiz kisi oluruz, tıpkı geçenlerde bana oldugu gibi.
AVUSTURYA'DAN SIĞINMACILARA ASKERİ SET
KERRUBİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
ABD'DEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
BM GENEL SEKRETERİ'NDEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
İNGİLİZ BAKANDAN 'TÜRKİYE' AÇIKLAMASI
TİLLERSON'DAN KİM JONG UN AÇIKLAMASI
VENEZUELA HALKI ABD'NİN 'ASKERİ MÜDAHALE' İMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
TRUMP'TAN IRKÇILIK AÇIKLAMASI
İSRAİLLİ DERNEKTEN AL JAZEERA'NIN KAPATILMASINA TEPKİ
ÇİN'DEN BMGK'NIN YENİ KUZEY KORE KARARINA TEPKİ
DUTERTE: İNSAN HAKLARI MI? CANI CEHENNEME!
MISIR'DA BOMBALI SALDIRI