Anasayfa  >   Yazar
Ahmet Pekiyi: AYM Kararının Politik/ Psikolojik, Sostolojik/Felsefik Tahlili
Dünya beşten büyüktür diyen bir Cumhurbaşkanı, Millet AYM'den büyüktür mealinde açıklama yapınca şaşırmamak lazım. Ayrıca AYM de Anayasaya bağlı bir kuruluştur, AYM Anayasa değildir, Anayasaya hukuken bağlı bir kurumdur ve anayasal yetkilerini kişilere, koşullara göre kati surette aşamaz.
08 Mart 2016 - 21:36:11

AYM bir karar verdi, kimileri AYM’yi tabulaştırarak bu mahkemeye baktığı için AYM kararını eleştirilemez gibi göstermeye çalıştı. Çünkü onlar için AYM vesayetin muhafızlarından olan bir müesseseydi. Oysa ki AYM kararı sonrasında, dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şuydu. AYM yargısal sistemin atanmışlardan oluşan enstrümanlarından biriydi ve millet adına karar veren bir üst yargı organıydı. Bu ülkede halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanını demokratik metotlarla eleştirmek ne kadar doğal bir haksa  atanmışlardan oluşan AYM üyelerinin kararlarını eleştirmek de o kadar doğal bir haktır. Bu bağlamda Sn Cumhurbaşkanımızın "Ben Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım, o kadar ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum" diyerek AYM kararını eleştirmesi veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının AYM kararlarına yönelik septik bir bakışa sahip olmaları garipsenecek bir hadise değil; olağan/sağlıklı/pozitif bir tutumdur. Asıl garip olan şey; hakareti, iftirayı, ahlaksız ithamları, yalancılığı dahi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirerek fitnede uzmanlaşanların AYM kararlarını kutsallaştırmaları ve bir “a priori” olarak kabul etmeleridir. Erdoğan'a iftira atmak serbest(!), Anayasa Mahkemesini eleştirmek suç öyle mi? Yesinler sizin demokratlığınızı, özgür basın ve toplum anlayışınızı... Halkın seçtiği bir liderin ve halkın, atanmışların aldığı bir kararı eleştirmesi kadar doğal bir şey olmaz. Atanmışlar seçilmişlerden üstün değildir. Seçilmişler milletin hadimi olduğu kadar atanmışlar da milletin hadimidir. Bizim millete hakimlik ve had bildirme yapacak kurumlara ihtiyacımız yok, biz milletin hakkını teslim edecek müesseselere muhtacız.  Demokratik toplumlarda millete had bildirilmez, milletten ders alınır. AYM kararları da layüsel bir hüküm olarak düşünülmemelidir. AYM hükümlerini ayetler gibi değerlendirmek patolojik bir mülahazadır. AYM'nin kararlarını herkesin doğru kabul etmesini beklemek diktatörce bir tutumdur. AYM kararlarını eleştirmek ayrı bu kararları uygulamamak ayrıdır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanımızın 28 Şubatta, Vesayetin Son Temsilcilerine yönelik yukarıda verdiğim açıklaması bizim hissiyatımıza tercüman olmuştur. Dünya beşten büyüktür diyen bir Cumhurbaşkanı, Millet AYM'den büyüktür mealinde açıklama yapınca şaşırmamak lazım. Ayrıca AYM de Anayasaya bağlı bir kuruluştur, AYM Anayasa değildir, Anayasaya hukuken bağlı bir kurumdur ve anayasal yetkilerini kişilere, koşullara göre kati surette aşamaz.
           
Aldığı kararlar ile içtimai yaşamın hararetini yükselten bir kurum olduğu intibası uyandıran AYM, yine Türkiye sosyo-politik ve hukuk  hayatında uzun süre tartışılacak bir karara imza attı. Casuslukla suçlanan ve sulh ceza mahkemesinin tutukladığı Dündar ve Gül’ün tutuklu yargılanmasını “hak ihlali” olarak değerlendiren Yüce Mahkeme, aldığı kararla casusluk suçlamasından yargılanan, devletini yalan bilgilerle terörle yan yana/kol kola göstermeye çalışan kişilerin tahliye olmasını sağladı.  Bir hüküm bu kadar mı zihin ve yürek bulandırır arkadaş? Mirzabeyoğlu gibi suçsuz bir insanı 16 yıl boyunca hapishaneye tıkıp Dündar gibi devletine ihanetle suçlanan bir kişinin tutukluluk halini hak ihlali kararı vererek 3 ay içinde onu özgürlüğüne kavuşturan adalet nasıl kalp spazmına ve hüzne sebep olmaz ki? Karar açıklanmadan yazılan malum mektuptaki “Türkiye ve dünya tarihi göstermiştir ki; sana bunları yaşatan zihniyet her zaman yenilmiş ve vicdanlarda mahkûm olmuştur. Şimdi de öyle olacak, bundan hiç şüphem yok.” ifadeleri bu gelişmelerin muhbiri gibiydi. Neyse ki bu AYM kararı birinci mahkemenin son kararı değil, yargı süreci işliyor ve inşallah birinci mahkemenin kararı üzerinde baskı oluşturan bir karar hüviyetine bürünmez.
 
Dündar ve Gül kararında, ilk derece mahkemesinin kararı beklenseydi ve hukuki tüm süreçler tüketildikten sonra AYM’ye yapılan bireysel başvuru kapsamında bu  karar verilseydi durum belki daha anlaşılabilir bir görünüme sahip olurdu ama şu an itibariyle Anayasa Mahkemesi kararının perde arkasından pis kokular geliyor. AYM’nin aldığı bu karar usul, maksat, esas açısından ciddi problemler taşıyor. Nitekim Başbakan Ahmet Davutoğlu da konuya ilişkin yaptığı açıklamada“Gizli kalması gereken belgeleri yayınlayarak, kanuni bakımdan sakıncalı belgeleri yayınlamışlardır. Yapılmaması gereken bir hareket. Dünyanın hiçbir yerinde basın özgürlüğü olarak değerlendirilmez. Bizi Suriye politikamız olarak eleştirebilirler. Ekonomi politikalarımızı eleştirebilirler. Ancak bir operasyon yürütülmüşse, bu operasyon gizlilik altına alınmıştır. Bu belgeleri onlara verenlerin amacı devleti, hükümeti baskı altına almak sanık sandalyesine oturtmaktır. MİT kollarının yürüttüğü çalışma hakkında işlem başladı. Tutuksuz yargılanma esastır dedim.  Bireysel başvuru hakkını biz getirdik. Bütün yargı süreçleri tamamlandıktan sonra, AİHM'den önce bir başvuru merci olarak kullanılabilir. Anayasa'da da bu açıktır. Böyle bir durumda niçin Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmuş olabilir. Ancak işin esasına göre dava devam ediyor. O dava sürerken, esastan koparılıp bir basın özgürlüğü davası olarak yansıtılması müdahaledir. Birincil mahkeme kararını verir. Yürüyen davaya müdahil olmuş görüntüsü verilmesine kimsenin hakkı yok. Hukuki sistem hepimizi sınırlar, herkes riayet edecek. Bu tür yetki aşımları olacaksa bu doğru tanımlanmalıdır. Temel hukuk prensiplerine herkes saygı göstermelidir." diyerek AYM kararındaki yetki aşımına ve karanlık noktalara temas etmiştir. Ayrıca, 18 Nisan 2014 tarihinde, kendisi ve ailesine karşı yapılan temel insan hakları ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik verilen mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başvurusu henüz gündeme dahi alınmamışken, dosyası rafta beklerken Anayasa Mahkemesinin Dündar ve Yoldaşı hakkındaki bu atikliği göz yaşartıyor(!) Ve ister istemez düşünüyoruz. Hâlâ mı güçlülerin, elitistlerin, ezoteriklerin  hukukunun işlediği bir ülkede yaşıyoruz?
 
Söz konusu mahkemenin "askeri ve siyasi casusluk"la suçlanan Dündar ve Gül kararı vicdanları sızlatan, ekşi bir karar oldu. Mazisinde hukukun özünü tahrip eden birçok karar bulunan AYM, gündemimize gök taşı gibi düşen hükümler vermeyi bir ritüel haline getirdi. Periyodik bir şekilde AYM tarafından alınan bu kararlarla meşgul oluyoruz. Milyonların oyunu demokratik yollarla alan Ak Partiye yönelik irtica odağı haline gelme hükmü ve 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerini kilitleyen 367 kararı gibi maşeri vicdanla ters düşen birçok kararını sayabiliriz Yüce Mahkemenin. Oysa ki mahkemeler ve hakimler millet adına vicdani olarak karar verir. Milletin vicdanıyla ters düşmek hiçbir hakimin ve mahkemenin hakkı da haddi de olamaz. Hukuk/demokrasi etiği, milletin ruhuyla örtüşen bir yasama, yürütme ve yargı sitemini gerektirir. Sözde demokrasilerde milleti/vatandaşı öteleyen hukuk sistemi, özde demokrasilerde milleti özne yapar ve milletin vicdanına karşılık gelecek hükümler verir. Hukukun ontolojik temelleriyle örtüşen bir içtimai tabloda yargı, milletin ekseriyetinin kanaatiyle çelişmemelidir.  Vatandaşlık ehliyeti sağladığı kitlenin vicdanını yansıtmayan bir yasal zemin, kof bir teoriden ibarettir ya da kurgulanmış bir otokrasinin/oligarşinin teminatıdır. Eğer bir mahkemenin, şahıslar veya konular hakkında bulunduğu yargı ile milletin o mahkemenin yargıda bulunduğu kişiler veya konular hakkındaki kanaatinde ciddi/ekseriyetin  zıt düşündüğü bir uçurum/tezat varsa mahkemenin kararında şaibe olma ihtimali çok yüksektir. Sağlıklı demokrasilerde milletin vicdanıyla mahkemelerin/hukuki sistemin çelişmemesi gerekir. Milletin vicdanını temsil etmeyen bir hukukun ne kadar yerli ve milli olduğu tartışmalı bir konudur. Çünkü mahkemeler de hukuk da millet ve birey için vardır. Milletin vicdanını, kanaatlerini ipotek altına almak için faaliyet gösteren bir mahkeme hukukun garantörü değil, hukukun mütecaviz unsuru haline gelebilir.  AYM’nin Can Dündar ve Erdem Gül hakkında almış olduğu “hak ihlali” kararını millete karşı/vatana karşı bir hak gasbı şeklinde yorumlayan ve değerlendiren çok geniş bir kitle oldu ve bu karar sonrası casuslukla suçlanan kişilerin elini kolunu sallaya sallaya tutuksuz yargılanmak üzere dışarı çıkmaları, dışarı çıktıklarında ise “Bizi içeri attıklarına pişman olacaklar,” şeklinde şov yapmaları, milletin hukuka olan güvenini zedelemiştir.  Dündar’ın hapishane çıkışı basına yaptığı açıklamada halkın %52 oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan’a doğum günü dolayısıyla,  “Biz de şimdi tahliye olarak ona bir doğum günü hediyesi vermek istiyoruz” şeklinde kinayeli bir açıklama yapması ve AYM kararının Cumhurbaşkanımızın ve başbakanımızın doğum gününe denk gelmesi de bu şovun doruk noktasını oluşturarak mahkeme kararı üzerindeki gölgenin karartısını artırmıştır. “Biz de şimdi tahliye olarak” diyen Dündar tahliye olmanın ya da olmamanın mahkemenin kararıyla hiçbir ilgisi olmadığını, bu sonucun kendi ellerindeki bir inisiyatif/hamle olduğunu mu kastetmiştir? Can Dündar’ı Türkiye Hukuk Sisteminde bu denli ayrıcalıklı kılan bağ ve güç nedir? Türkiye’de özel statülü bir vatandaşlık(!) tanımı mı bulunmaktadır?  Nerden bakarsak bakalım, AYM siciline bu kararla yeni bir kırık not daha eklenmiştir.
           
Adalet bakanı Bekir BOZDAĞ AYM kararını twitter hesabından değerlendirerek, “Yargılama sürecinde AYM'nin, işin esasına girerek hak ihlali kararı vermesi, açık bir yetki ve görev gasbıdır, sanıkların mahkumiyetine/beraatine karar verilmeden Anayasa Mahkemesi'nin hak ihlali kararı vermesi Anayasa ihlalidir. Anayasa Mahkemesi'nin verdiği son hak ihlali kararı, daha yargılamaya başlamamış mahkemeye ve yargı görevi yapanlara baskıdır/müdahaledir. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde ilk derece mahkemesinin yerine geçerek karar veremez. Aksi, yetki ve görev gasbı olur.” kanaatlerini paylaşarak söz konusu kararla ilgili hukuki tahlil yaptı. Bozdağ’ın değerlendirmesinden de anlaşılacağı üzere Anayasa Mahkemesinin Anayasayı ihlal ettiği bir durum söz konusudur. Konuya ilişkin son açıklamalarında Sn Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu Anayasa ihlaline dikkat çekip beyanında şunları söylemiştir: “Öncelikle Anayasa Mahkemesinin kendisini burada adeta birincil mahkemenin yerine koyması yanlış olmuştur. Yargı süreci bitti mi? Hayır. Siz daha süreç bitmemişken devreye giriyor, durumdan vazife çıkartmak suretiyle böyle bir adım atıyorsunuz. Kaldı ki Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanı, daha önceleri, ‘Gerekçe açıklanmadan karar açıklanmaz’ tezini savunan bir arkadaşımızdı. Kendisi benim sevdiğim, takdir ettiğim bir arkadaştır. Ama ne yazık ki kendi kendine bu tür çelişkilere düşmesi, ülkemiz için hukuk için çok yanlış bir gelişme olmuştur. Burada gerekçeyi açıklamadan, bitmemiş bir yargı sürecini alelacele bitirme konumuna gelmek usule aykırı olduğu gibi esasa da aykırıdır. Burada hem usul bakımından hem esas bakımından sıkıntı var. Evet ortada bir Anayasa ihlali vardır. Ama Anayasayı ihlal eden ben değilim. Bu Anayasa Mahkemesi’nin karar merciinde olanlardır. Bu ihlâli maalesef göz göre göre yapmışlardır. Birinci mahkeme Anayasa Mahkemesinin kararına uydu. Ama bu işin bittiği anlamına gelmez. Savcı karara itiraz edebilir. İtiraz durumunda, bir üst mahkeme yeni bir süreci başlatabilir. Bize de bu durumda, yargının bu işleyişini izlemek düşer." Cumhurbaşkanının açıklamaları da göstermektedir ki AYM kararının hukuki açıdan birçok yanlışı beraberinde getirdiği bariz bir süreç yaşanmaktadır.
 
1960 darbesinin ürünüydü AYM ve geçmişten günümüze milli iradeye yönelik bir frenleme kurumu rolüne sahip olduğu izlenimi verdi. Mahkemenin son kararı da maşeri vicdanda derin izler bıraktı. Tabi bu durum AYM’nin tüm kararlarının Türkiye kamuoyunda antipati uyandırdığı anlamına gelmiyor. Örneğin Anayasa Mahkemesinin, Şırnak'ın Cizre İlçesi ve Diyarbakır'ın Sur İlçesi'nde uygulanan sokağa çıkma yasağına ilişkin tedbir talebini reddetmesi ve söz konusu ilçelerde kamu düzeninin sağlanması için alınan önlemlerin haklılığını onaylaması kamuoyu vicdanınca olumlu karşılandı ve tüm Türkiye bu kararı alkışladı. Demek ki vatandaş AYM kararlarına ideolojik açıdan değil, vicdani ve vatanperver açıdan yaklaşıyor. Bu nedenle AYM’nin Dündar ve Gül kararına yönelik halk tepkisinin bu perspektiften algılanması ülke hukukumuzun yararına olacaktır. Sosyal medya üzerinden AYM’ye yöneltilen eleştirilerin yadırganmaması ve milletin yeri geldiğinde takdir etmeyi de bildiğinin gözetilmesi gerekmektedir.
 
Suriye Türkmenlerine yardım ve lojistik destek taşıyan MİT Tırlarının PDY maharetiyle durdurulması,  tırlarda taşınan silah envanterinin fotoğraflanması ve MİT görevlilerine düşman addedilen bir ülkenin ajanlarına reva görülemeyecek türden bir muamelenin yapılması sonrasında,  Cumhuriyet Gazetesi'nde FETÖ/PDY lehine haberler yapılmış ve yazılar kaleme alınmıştı. Bu yazı ve haberler sebebiyle örgüt işbirlikçiliği, casusluk ve darbe suçlamaları kapsamında tutuklanan Can Dündar, Anayasa Mahkemesi'nin flu bir kararı ile tahliye oldu. AYM siyasi bir kurum olmamasına rağmen Dündar kararı ülkemizde çok geniş bir kitle tarafından siyasi bir karar olarak algılandı ve değerlendirildi. AYM’nin Dündar kararının milletin vicdanında açtığı yarayı kapatmak pek olası görünmüyor.  Zira söz konusu hükmün ülke aleyhine casusluğun ve bilgi sızdırmanın önünü aralayacağına dair birçok haber başlığı atıldı.  Bu başlıkları atan kişiler, kaygı ve endişelerinde haklıydı. Devletin mahrem bilgileri en az kişilerin mahrem bilgileri kadar önemliydi ve dokunulmazlık garantisine sahipti. Her ülke dünyanın farklı bölgelerinde istihabari çalışmalar yapıyordu ve bu çalışmalar yüksek bir gizlilik çerçevesinde yürüyordu. Farklı ülkeler istihbari süreçlerde tırlarında ve uçaklarında jelibon, çekirdek ve oyuncak taşımıyordu.  ABD’nin gizli bilgilerini ifşa eden Julian Paul Assange, Bradley Manning ve Edward Snowden’ın başına gelenler bir referans olarak tarihe geçmişti. Söz konusu Türkiye’nin istihbari ve gizli faaliyetleri olunca farklı bir devlet refleksi beklemek anlamsız ve saçmaydı. Bu nedenle AYM kararının milli şuurumuzda ve hislerimizde hoş bir iz bırakmadığını söyleyebiliriz. Bir ihtimalle birinci mahkemenin yargılama sonrası alacağı karar, AYM’nin aldığı kararın milletin vicdanında oluşturduğu yaraya deva olabilir
 
Hatırlarsanız yukarıda kısmen değindiğim gibi, AYM böylesine tartışmalı bir kararı 2007 yılı cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde de vermiş fakat neticede AYM kararı ile oluşturulmak istenen sonuç hasıl olmamıştı. 367 kararının akabinde gerekli hukuki düzenlemeler yapılarak ve erken seçime gidilerek cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki düğüm çözülmüş ve Ak Parti cumhurbaşkanı adayı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olmuştu. Millet siyasi iradenin ve mekanizmanın dizginlenmesine karşı sandıklardan cevap vermiş, Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki krizi çözmek üzere hazırlanmış anayasa değişiklik paketi 21 Ekim'de yapılan halk oylamasında, %68 oyla kabul edilerek yürürlüğe girmişti. Böylece 2007 krizi aşılmış, milletin dediği olmuştu. Öyle sanıyorum ki her ne kadar krize neden olan dava konuları/kararları farklı olsa da milletin bu karara dönük refleksi de vatandaşın kanaatinin kazandığı bir sonuç doğuracaktır.
 
Dikkat ettiniz mi bilmem ama uzun süredir ilk defa AYM gündem oldu. Dünün YÖK'ünün, Askeriyesinin, MGK’sının, BÇG’sinin yerini bugün AYM mi aldı? Ülkenin bir yandan dış güçlere diğer yandan da aramızdaki paralelist işbirlikçilerine ve teröre karşı yoğun bir mücadele verdiği bu süreçte AYM kararı yerli bir karar olarak algılanmamıştır. Biz bu günleri 2002&2008 öncesinden hatırlıyoruz… “Bir dönem MGK eliyle kurdukları vesayeti şimdi AYM eliyle mi kurmaya çalışıyorlar?” diye sormak hakkımız. Bu ülkede tüm kurumsal örgütlenme cuntacı zihniyet eliyle yapılmış ve cuntaları Üst Akıl finanse ve organize etmiştir. Son 14 yılda elde edilen kazanımlar, vesayetin omurgasını, mevzuatını ve anayasasını topyekun değiştirmeye yetmemiştir. Demokratikleşme, ileri hürriyet, insanlık, yerlilik ve Anadoluluk adına ülkemizde kat edilecek daha çok yol vardır. Teröre destek olmanın ve amigoluk  yapmanın ne demokrasiyle ne özgürlükle ne gazetecilikle ne de ifade özgürlüğü ile bir ilgisi olamaz.
 
Bu netameli prosesin sebebi Yeni Anayasa ve Başkanlık Sürecini sekteye uğratmaktır. CHP’nin Yeni Anayasa Hazırlama Komisyonundan kalkmasını, Cerattepe hadisesini, Selahattin Demirtaş’ın kurulmuş saat gibi kaos çağrısı yapmasını, paralel örgütün intikamvari naralarını  ve AYM kararını farklı zeminde değerlendirmemek lazım. Türkiye’yi iç sorunlarla meşgul edip dışarıda zayıflatmaya çalışıyorlar. AYM için yasama yoluyla atılabilecek adımlar atılmalı ve yeni bir hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Ak Parti ve millet sakin ve her zamanki gibi hukuk zemininde hareket etmeye devam etmelidir. Maksatları Türkiye'de siyaset AYM'yi kale almıyor izlenimi oluşturarak Türkiye’nin itibarını zedeleme hamlesini hedefine ulaştırmak ve Türkiye’yi bir diktatörya olarak lanse etmek. Türkiye bu oyuna da gelmeyecek ve kendisine kurulan tüm oyunları bertaraf edecektir. Biiznillah…
 
AHMET PEKİYİ
ahmetpekiyi@gmail.com
https://twitter.com/pekiyiahmetpar
 
 
YORUM BIRAKIN
YORUMLAR  ( 0 Yorum )
Habere hiç yorum yapılmamış
BENZER HABERLER
Misafir Rızkıyla Gelir…
Anadolu’da bir kültürdür misafir ağırlamak. Gelen misafire aç ya da tok olduğu sorulmaz. Ev sahipleri imkânları nispetinde, hizmette ve ikramda kusur etmezler.
Güldalı Coşkun: Tartışamıyoruz
Tartışamıyoruz. Keskin sınırlarımız, ön yargılarımız, hiçbir farklı fikre tahammülümüz yok.
Atilla Yayla:Laiklik şiddetin, terörün ilacı mıdır?
Laiklik neymiş böyle? Çaresi olmadığı dert, çözmediği sorun yok. İlerlemenin anahtarı o. Aydınlığa giden yol o.
S.Bedri Gider:"Türkiye Yunanistan'ın borcunu ödesin !"
Ikinci Dünya Savaşı sonrası refah toplumu düşüncesinin temeline koydukları "demokrasi, özgür düşünce, diyalektik-diyalog" gibi kavramlar da eski Yunan'dan araklamadır.
Savaş Hoştaş:Koalisyon AK Parti’yi Bitirir
2002 yılında %34 ile tek başına iktidar olan AK Parti Haziran seçiminde %41 almasına rağmen tek başına iktidar kuramıyor. Bir başka meselle ise %17 alan MHP 80 vekil çıkarırken %13 alan HDP de 80 vekil çıkardı.
Suriyeli Hamile Bir Kadın katledildi! Mutlu musun Demet Akalın?
Suriyeli Hamile Bir Kadın katledildi! Mutlu musun Demet Akalın?
AVUSTURYA'DAN SIĞINMACILARA ASKERİ SET
KERRUBİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
ABD'DEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
BM GENEL SEKRETERİ'NDEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
İNGİLİZ BAKANDAN 'TÜRKİYE' AÇIKLAMASI
TİLLERSON'DAN KİM JONG UN AÇIKLAMASI
VENEZUELA HALKI ABD'NİN 'ASKERİ MÜDAHALE' İMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
TRUMP'TAN IRKÇILIK AÇIKLAMASI
İSRAİLLİ DERNEKTEN AL JAZEERA'NIN KAPATILMASINA TEPKİ
ÇİN'DEN BMGK'NIN YENİ KUZEY KORE KARARINA TEPKİ
DUTERTE: İNSAN HAKLARI MI? CANI CEHENNEME!
MISIR'DA BOMBALI SALDIRI