Eserlerimde terlerken terletmeyi seçtim
“Halkımızın; 15 Temmuz gecesi destansı mücadelesi, o gece ki vatan, bayrak, bağımsızlık ve birlik aşkı ve o gece şehit olan 249 şehidin hainlere taş atan ebabili duruşu, bir def’in bağrında patlayan parmak darbelerinden çıkan notalarla aynıydı. Her bir şehidimizin hayat hikâyesi, o notalara eşlik eden birbirinden değişik mânî ve ezgilerin sözleri gibi farklı olmasına rağmen, terennüm edilen makamlar aynıydı”
25 Temmuz 2017 - 11:40:56
 

Güldalı Coşkun  / Mehtap Altan Röportaj

Edebiyata, yazmaya, şiire, öyküye gönül vermiş ya da içlerinde bir yerlerde buna meyilli olup da kendisinin farkında olmayan gençlere ayna olmayı kendisine kutsal bir amaç gören şair-edebiyatçı Mehtap Altan'la bu hafta sizler için görüştük. Altan, halen çok değerli şair, yazar ve sanatçılar ile edebî söyleşiler yapmakta. Yaptığı edebî söyleşiler sayesinde edebiyatın insan hayatına kattığı o mistik ve kutsal manayı soru/cevap bahçesinde büyütmekte… "Edebiyat, emek verenin emeğine vefalı toprağında sonsuz bir gök bağışlar" felsefesini büyüterek yarına yürüyor kalemi, gerçeği ve düşleri ile… Gürültü ve kalabalıkların sunî şefkatinden kitapların evrensel kokusuna sığınmayı tercih ettiği günden itibaren kendi alfabesini keşfetti. Ve o alfabenin ona kattığı soluğu soluksuz kalan her ayrıntıya sağmak oldu amacı… İşte, edebiyat ve Mehtap Altan söyleşimiz…

— Edebiyat dünyasında takdir edilen bir duruşunuz olduğu gibi mutlaka eleştirel yaklaşımlarla da karşılaşıyor olmalısınız. Meselâ edebiyat türleri olan öykü, şiir, röportaj, deneme hepsinden de bir kitap çıkartmışsınız. Bu “daldan dala atlamak!” olarak nitelendirilebilir diye hiç düşündünüz mü?

Bu “daldan dala atlamak” eleştirilerini düşünmeme zaten fırsat verilmedi! Zira tek taraflı bakıp, fikir yürütme çukuruna biliyorsunuz ki bizim ülkemizde çok düşülüyor. Benim 1995 yılına kadar varan bir edebiyat geçmişim var. Yazık ki hayat, bazen sizi derin imtihanlarla sınıyor. Dolayısıyla 20 yıla yakın bir suskunluk dönemim oldu. Ki ben buna birikme dönemi diyorum. İşte bu dönem zarfında edebiyatın soyut/somut şefkatine sığındım! İnsanların değil; harflerin, cümlelerin kokusuna bana bana yok ettim çıkmaz sokaklarımı. Sonra bir bakmışım sadece şiire açılan pencerem; öykünün, denemenin, gezi yazılarının, röportajların sokağına da açılıyor. Evet, zaman gösterecek edebiyatın hangi dalında daha başarılı olduğumu. Ama ırmak akıyor ve ben önüne hiçbir engel koymuyorum. İçimde akan ırmağın hangi kolu okyanusa dökülme cesareti gösterir, dediğim gibi bunu zaman gösterecek.

 

‘İmge' ve Mehtap Altan

 

— İmgenin annesi, imgeler kraliçesi, imgenin sultanı, imgenin perisi, imge kadın… Okurlarınız, öykü kitabınızın editörü ve birçok kişi sosyal medyada size böyle tanımlamalar yüklüyor. Öykü kitabınızın adında bile imgenin sesi var; “İmgenâr Sokağı”  İmge ve siz desek? Nedir bu yakın ilişkinin sebebi?

Sanırım örtünme ihtiyacı! Evet, kadınsanız bazı konularda karşı cinslerinizden daha zor koşullar bekler sizi yazım dünyasında… 90'lı yıllarda ise bu çok daha zorlu koşullara karşı bir çeşit savunma mekanizması idi. Belki sorgulamalara belki önyargılara karşı. Sonraları elbette bu kadar değildi ama ben imgeden örtüye, imgeden örtü de bana çok alıştık sonra da yakıştırıldık… “İmgenâr Sokağı” dedim öykü kitabımın adına. İmgenâr; ateşten örtüm! Yakmıyor, hatta koruyor “cehaletin kanatlarından”… Tek bir dezavantajı var bu duruşumun. Öyle bir solukta okunup bitecek ne şiirlerim, ne yazılarım var. Terlerken terletmeyi seçtim. Bunu göze alan dostokurlarım da beni seçmiş oluyor. Demem o ki, edebiyata meyleden gönlümde “imge” yazmak eylemimin şahdamarı oldu. Tek bildiğim şey; yazmaya meftun olan yanımı alnından öpen imge ile sıkı bir yol arkadaşlığımız var…

 

‘İmgeden kadın'ı tetikleyen şey

 

— Yazarken nelerden besleniyorsunuz gibi çok klasik bir soru elbette soracağım. Zira “imgeden kadın”ı neler tetikliyor, neler susturuyor, neler şaha kaldırıyor ben de, okurlarınız da merak ediyoruz…

Halkla İlişkiler Uzmanıyım ve çok sıkı bir gözlemciyim. Yazmak için; “insan dünyasına!” gönüllü kabul edilmeniz size büyük avantaj sağlar. Hüznün avlusunda çekilidir kalbimin sancağı… Geriye yazmak kalıyor. Dolayısıyla bu yanlarım, eserlerime ve bana çok sıkı öğretmen oldular…

 

— Kitaplarınızı okurken dikkatimi çeken ilk şey şiir, deneme, gezi yazılarınız, öyküleriniz ve röportajlarınızda siyasi bir duruşa dair bir vurgunuz yok. Ya da siyasetten uzak yazılar yazıyorsunuz diyelim. Daha çok evrensel bir duruş sergiliyorsunuz. Ama son dönemde “15 Temmuz” ile ilgili soyut somut adımlarınızı görüyorum. Ki hatta bu sene çıkan deneme kitabınız “Def”, 15 Temmuz Şehitleri'ne ithaf edilmiş. Neler söylemek istersiniz bu konu ile ilgili…

Edebiyat ile siyaseti bir arada düşünüp eserlerine bunları yansıtan da var; bu iki kavramın keskin farklılıkları olduğunu varsayıp eserlerine siyaseti kesinlikle yansıtmayan da var. Ben ortak yönleri olsa da kesinlikle esere, sanata siyasetin çok da bulaştırılmaması tarafındayım. Bir duruşum yok mu? Var elbette!

Gelelim 15 Temmuz'a… Direnişin, yeniden dirilişin destanı olan 15 Temmuz; siyaset değilVatan, Bayrak, Bağımsızlık meâlidir… Dolayısıyla bu konuya duyarsız kalmak tarihimize, bize, geleceğimize ahraz kalmaktır diye düşünüyorum.

Uzun yıllar değişik dergilerde yazıp biriktirdiğim denemelerimi derleyip kitaplaştırmayı düşündüğüm ve adını “Def” koyduğum deneme kitabımın içindeki tüm yazıların ortak noktası; birliğin, insanın, iyiliğin, hakikatin ve emeğin gözlerinden öpen edebî ritm olmalarıydı. Ama bir şeyler eksikti sanki ve ben onu bir türlü baskıya gönderemiyordum. Tashih ve edite çalışmaları esnasında 15 Temmuz olayları patlak verdi. Halkımızın; o gece ki destansı mücadelesi, o gece ki vatan, bayrak, bağımsızlık ve birlik aşkı ve o gece şehit olan 249 şehidin hainlere taş atan ebabili duruşu, bir def'in bağrında patlayan parmak darbelerinden çıkan notalarla aynıydı. Her bir şehidimizin hayat hikâyesi, o notalara eşlik eden birbirinden değişik mânî ve ezgilerin sözleri gibi farklı olmasına rağmen, terennüm edilen makamlar aynıydı. Hissettirdiği bağ, birlik ve beraberlik ile kimi tınılardaki ağıt, kimi tınılardaki tebessüm, düğünlerdeki mutluluğu ve hüznü, şehadetlerdeki visali ve vuslatı aynı anda yaşatıyordu insana, söyleyen kadınların dudaklarından…

Evet! O kadınlar; şehit analarıydı, şehit eşleri ve şehit kızlarıydı. Çünkü Def'le; Şeb-i Arus yaşıyordu kimilerinin evlatları, kimilerinin eşleri, kimilerinin babaları…

İşte Def'e dair içinde binbir giz barındıraneksik efsun o gece tamamlanmıştı. Hem vatanıma hem de aziz şehitlerimizin hatırasına bir vefa borcu olarak, ben de “Def”i onlara ithaf ettim.

 

— Peki 15 Temmuz demişken… Sayın Cumhurbaşkanımızın önsözünü yazdığı “15 Temmuz Şiirleri Güldestesi” adlı eserin gala gecesine siz de davetliydiniz. Ki bildiğim kadarı ile o eserde “Göğün Rahlesinde Direniş Zikri” başlıklı şiirinizle siz de vardınız. Biraz o geceden de bahsedebilir misiniz?

Evet, TÜZDEV ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen galada duygu dolu anlar yaşadık. Onur konuğu 15 Temmuz Şehidimiz Erol Olçok'un eşi, Abdullah Tayyib'in annesi Sayın Nihal Olçok'tu. Sanırım hayatımda soluk almadan dinlediğim belki de tek insandı! Bir sürü duyguyu aynı anda şeddeleyen derin bir sohbeti vardı Bayan Olçok'un. Kadın olmaktan, anne olmaktan, insan olmaktan onur duyduğum anlardan biriydi. TÜZDEV Genel Başkanı Sayın Kemal Tekden Beyefendinin bu anlamlı projeye bizi de dâhil etmesi edebiyat hayatımdaki en anlamlı programlardan biri oldu. Daha sonra ATO da galanın devamı bir program gerçekleşti. Eski Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Nabi Avcı'nın katılımlarıyla gerçekleşen programda bizler, şehit yakınları ve gazilerimiz hazır bulundu…

 

— Okul ve cezaevi programlarına gelelim mi? Ki istisnai durumlar olmadığı müddetçe bu programlar dışına çıkmadığınızı söylemişsiniz bir röportajınızda.

Edebî yolculuklarımın temel amacı okul programları… Zira küçük yaşta yeteneğimin farkına varan ama nasıl bir destek verileceğini bilmeyen bir aile/toplum içindeydim. Bu yüzden yitik zamanların uçurumuna düştü, atmak isteyip de atamadığım adımlarım.

Edebiyata, yazmaya, şiire, öyküye gönül vermiş ya da içlerinde bir yerlerde buna meyilli olup da kendisinin farkında olmayan gençlere ayna olmak istiyorum. Benim için kutsal bir amaç bu!Onların aydınlanmasına vesile olacak minicik bir adım ileride insana, iyiye, güzele atılacak koca adımlar doğuracak çünkü.

Cezaevi programları ise ayrı bir konu… Bunu deneme kitabım “Def”te “Prangasız Gönüller 1/2/3” seri olarak yazdım. Arındırmanın felsefesi diyelim. Bir mahkûmun bile “pişmanım bir daha yapmayacağım!” demesine vesile olmanın pahası biçilemez diye düşünüyorum.

 

— “Kayıp Mehtap'ları bulmaya gidiyorum!” Bu sloganınız muhatabını buldu mu ya da muhataplarını?

Bu slogan, muhataplarını elbette buldu ve bulmaya devam edecek inşallah. Her birinin ayrı ayrı hikâyesi var artık bende. Arkamdan “Kayıp Mehtap'lar Ordusu” geliyor. Bu duygunun tarifi sahiden imkânsız…

Evet! Okullarda yazmak üzerine, edebiyat ile ilgili elbette akademik ve teknik eğitimler veriliyor. Ama bir konu var ki o ihmâl ediliyor. Çocuklar ve gençler ile göz kontağı/kalp kontağı çok da kurulmuyor. Bunun suçlusu tamamen öğretmenlerimiz de değil. Kabuğuna sıkı sıkı saklanmış çocukları düşünecek olursak… Kısacası yazmayı bire bir yazardan dinlemek, birkaç saatliğine de olsa onlara çok daha hakiki geliyor. Sonrasını zaten onlar getiriyor…

 

— En son “Es” adlı röportaj kitabınız çıktı. 38 farklı duruşu olan ve ülkemize mâl olmuş edebiyatçılarla yaptığınız röportajlar, kendi dalında bir ilki işaret ediyor, hem sorulardaki edebî özgünlük, hem de isimler ile. Kitabın çıkış amacını bizimle paylaşır mısınız?

“Es” dedik, çünkü bunca ayrışmanın, bunca kavganın, bunca hır-gür orkestrasının arasına; dörtlük değil, sekizlik değil, otuz sekiz notalık ortak bir besteye, edebiyatın vazgeçilmez “beraberlik” dinlencesini ekledik. Çünkü “Es”; müzikte duraktı, teneffüstü enstrümanlarla birlikte sazendeler ve dinleyiciler de nefes alabilsin diye… Es'te; farklı sazlar çalan bütün şair/yazarları ve birbirinden farklı tınılardan hoşlanan bütün okuyucuları bir araya getirip, fuayenin en kalabalık yerinde, bir kahve arası muhabbetine dahil etmek istedik...

Değerli şair/yazarlarımızdan aldığımız her cevap, yazmak eyleminin o birleştirici büyüsünde buluşturdu bizi. “Es”i diğer söyleşi kitaplarından ayıran özellikler neler mi? Evet, gerçekleri öznel yaşamla harmanladık. Evet, söyleşi yaptığımız şair/yazarımızla ilgili herkesin merak edeceği sorular da sorduk. Ama diğer söyleşilerden farklı olarak; soruların veyahut cevapların öykü yazdıracak, şiir yazdıracak özgünlüğüne şahit de ettik okuyucuyu. “Es” de; sağdan, soldan, kıbleden, seherden, Doğu'dan, Batı'dan gelecek her türlü soluğun kalbinizin eşiğinde edebî hazine sakladığını göreceksiniz.



 

YORUM BIRAKIN
YORUMLAR  ( 0 Yorum )
Habere hiç yorum yapılmamış
BENZER HABERLER
''Çözüm Süreci'nin değeri şimdi anlaşılıyor''
Kanal5 Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Ünal, Türkiye'nin dış politikası ve bölgede gelişen olaylar ile ilgili Sivil Düşünce Genel Yayın Koordinatörümüz Semra Polat'a önemli açıklamalarda bulundu.
Ünal: AK Parti bir millet aşkının hikayesidir
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, partisinin 16. kuruluş yıldönümünde gündemi AKŞAM Gazetesi'nden Pınar Işık Ardor'a değerlendirdi. CHP'yi sert dille eleştiren Ünal, yaşam tarzı tartışmalarına son noktayı koydu.
’Öcalan’ın inisiyatifi doğrultusunda Çözüm Sürecinin yürütülmesi hataydı'
25.dönem AK Parti Şanlıurfa Milletvekili ve AK Parti Sosyal İşler Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Mazhar Bağlı ile Türkiye ve dünya gündemine dair röportaj gerçekleştirdik. Sayın Mazhar Bağlı, PKK terör örgütünün Türkiye Kürdistanı'nda gerçekleştirdiği terör eylemleri, HDP'nin siyasi aktör olmaya yetkin bir inisiyatifinin olmayışı, çözüm sürecinin bitiş nedenleri gibi önemli konularda açıklamalarda bulundu.
Prof.Dr.Şaban Ali Düzgün: “Ey insanlar! Hep birlikte barışı arayın”
Prof.Dr.Şaban Ali Düzgün İslam itikadını, cihad'ı, cihat yapmanın şartlarını ve gereklerini anlattığı röportajında, İslam dininde intihara asla cevaz olmadığının altını çizerek vurguladı.
Eserlerimde terlerken terletmeyi seçtim
“Halkımızın; 15 Temmuz gecesi destansı mücadelesi, o gece ki vatan, bayrak, bağımsızlık ve birlik aşkı ve o gece şehit olan 249 şehidin hainlere taş atan ebabili duruşu, bir def’in bağrında patlayan parmak darbelerinden çıkan notalarla aynıydı. Her bir şehidimizin hayat hikâyesi, o notalara eşlik eden birbirinden değişik mânî ve ezgilerin sözleri gibi farklı olmasına rağmen, terennüm edilen makamlar aynıydı”
''Devlet sınıfsal tahakküm cihazıdır''
Sivil Düşünce yazarı Oğuz Ağca, oyuncu Gupse Özay'ın babası Av. Senih Özay ile samimi bir söyleşi gerçekleştirdi.
AVUSTURYA'DAN SIĞINMACILARA ASKERİ SET
KERRUBİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
ABD'DEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
BM GENEL SEKRETERİ'NDEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
İNGİLİZ BAKANDAN 'TÜRKİYE' AÇIKLAMASI
TİLLERSON'DAN KİM JONG UN AÇIKLAMASI
VENEZUELA HALKI ABD'NİN 'ASKERİ MÜDAHALE' İMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
TRUMP'TAN IRKÇILIK AÇIKLAMASI
İSRAİLLİ DERNEKTEN AL JAZEERA'NIN KAPATILMASINA TEPKİ
ÇİN'DEN BMGK'NIN YENİ KUZEY KORE KARARINA TEPKİ
DUTERTE: İNSAN HAKLARI MI? CANI CEHENNEME!
MISIR'DA BOMBALI SALDIRI