Anasayfa  >   Yazar
Behçet Canöz: CHP'nin Darbe Bayramı
Darbeyi, hem de kanlı bir darbeyi “bayram” ilan eden tek ülke; her halde biziz. Cinayet ve bayram: Tam bir cinnet hali…
27 Mayis 2015 - 13:25:11
3 Nisan 1963’te 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı ilan edildi.
İktidarda  İnönü’nün 2.   Koalisyonu , Cumhuriyetin de 27. hükümeti var. Yani,  CHP Genel Başkanı İsmet İNÖNÜ, başbakan
Darbeyi “Bayram” ilan eden bir CHP ?!
Ara dönemlerin vaz geçilmez elemanları neden, hep CHP’den?
1963-1980: 17 yıl bu ülkede cinayet “bayram” olarak kutlandı. Milli Bayramlardan biriydi. Okullar ve bütün resmi daireler tatil edilir, meydanlarda “kazanımlar” adına nutuk atılırdı.
Hürriyet Bayramı, İttihat- Terakki’den alınmıştı 10 Temmuz 1909’dan 1935’e kadar kutlanmıştı. ( Cumhuriyet döneminde takvim değiştirildiği için Miladi takvime göre 23 Temmuzlarda kutlamalara devam edilmiştir.)  
Hürriyet Bayramı adına 1963’ten sonra “Anayasa” kelimesi eklenerek “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak kutlanmaya yeniden başlanmıştır. İsim birleştirmesi aslında zihniyet birlikteliğini de göstermesi açısından dikkat çekicidir. 27 Mayıs 1960’da darbeyi yapanlar, İttihat- Terakki’nin izinden gidenlerdir. Darbeciliği halkın başına musallat eden illetli bir yapının temsilcileridirler, 27 Mayısçılar: Ulusalcılar, Türkçüler, Irkçılar, Faşistler, Sosyalistler, Kemalistler ve nev zuhur uluslar arası kolları olan Paralel Örgüt…
27 Mayıs 1960
55 yıl önce bugün, ordu içinde bir grup çete, devleti ele geçirdi.  Cunta, TBMM’yi kapattı, milletin vekillerini, Bakanlar Kurulu üyelerini, Başbakanını, Cumhurbaşkanını, Genel Kurmay Başkanını, Kuvvet Komutanlarını ve devletin bütün üst düzey bürokratını rehin aldı.
 Adını “ Türkiye Cumhuriyeti Milli Birlik Komitesi” koydukları “Organize Suç Şebekesi”, Yassı Ada’da uyduruk bir “mahkemede” “yargıladığı”, Başbakan Adnan Menderes’i, Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu astı.
Bu, Mahkeme değil, bir sirki andırıyordu. “Mahkemenin” üyelerine hüküm çoktan dikte edilmişti. Cinayete, hukuk kılıfı hazırlamakla görevlendirilmiş, hukukçu görünümlü cellatlar, tetikçiler, çoktan sahnede yerlerini almışlardı.
55 yıl önce bu ülkenin boğazına bıçak saplayanlar, kendilerini kurtarıcı kabul ettirmek için iftiralara, yalanlara sarıldılar. Kendilerine “daimi senatörlük” ihdas ettiler, yıllarca bu halkın sırtında kene gibi yapıştılar, halkın, malını, servetini, zamanını heba ettiler. O gün de bugün Sisi’ye yaptıkları gibi  Batı dünyası bu darbeyi, darbeleri  alkışladı, cuntanın sırtını sıvazladı, cesaretlendirdi.
Darbe Komitesini ilk kararı tam bir facia ve günümüzde de bu yalanlara hala devam ettiklerinden  dolayı ibretlik bir durum…
Karar şöyle:
“1924 Tarih ve 491 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanununun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanun”
Kanun No: 1
Kanun Tarihi 12.6.1960
“İktidar Partisi idarecileri tarafından Anayasa’nın çiğnenmesi , Türk Milletinin bütün fert ve insanlık hak ve hürriyetlerinin ve masuniyetlerinin ortadan kaldırılması, muhalefet murakabesi işlemez hale getirilerek tek parti diktatoryası kurulmasısuretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi fiilen bir parti grubuna düşürülmüş ve meşruluğunu kaybetmiştir.”
Şu kararı alanlar, bu gün de aynı hezeyanlarına devam ediyorlar. Özal’a da Recep Tayyip Erdoğan’a da aynı iftiraları atmaktan çekinmiyorlar. Karar altına alınmış iftiraların başında “diktatör/lük) geliyor. O kafa, hala “Taşkafa”. Karakter aynı, yöntem aynı. 55 yıl önce bulundukları yerdeler. Demirperde yıkıldı, onların kafalarındaki duvarlar aynen duruyor.
Aynı kanunun diğer maddelerine bakıldığında facia, bütün boyutlarıyla ortaya çıkıyor.
Madde 2- Milli Birlik Komitesi üyeleri kendi aralarında ve Türk Milleti huzurunda şu yeminle vazifeye başlar: “ Bir karşılık beklemeden , ahlak, adalet, hukuk ve insan hakları prensiplerinden  ve vicdani kanaatlerimden bir sınırla bağlı olmaksızın kendimi Türk Milletine adadım. ( “Kendim için bir şey istiyorsam namerdim.”diyen  ‘ Muhtıra Şefi’ni  hatırlamamak ne mümkün (!)  ) Vatanın ve Milletin mutluluğuna ve Milletin egemenliğine aykırı bir ülkü gütmeyeceğim. Demokratik Cumhuriyeti yeni anayasaya göre düzenlemek ve iktidarı yeni Meclise devretmek ülküsüne bağlılıktan ayrılmayacağım. Bunun için şerefim, namusum ve bütün mukaddesatım üzerine ant içerim.”
Bu kendi yazdıkları yemin metnine bile hiçbir zaman uymadılar. Kendilerine ‘ daimi senatör’lük ihdas ettiler. Kararları keyfilikten başka bir şey değildi . Cinayetlerine hukuki kılıf bulmak için uyduruk mahkeme kurup tetikçi hukukçular bulmaktan hiçbir zaman vicdani rahatsızlık duymadılar. Daha sonraları da bu cinayetleri tehdit olarak kullanmaktan utanmadılar. Zaman zaman başbakanlara , bakanlara idamları hatırlatmayı adamlık sandılar. Milletin seçtiği TBMM’yi tanımadılar, onun aldığı kararları ‘çatışma aracı’ olarak gördüler. Cunta örgütlerinin ‘avukatlığına’ soyunmaktan , darbe çağrısı yapmaktan çekinmediler.
“Madde 3- Milli Birlik Komitesi, yasama yetkisini doğrudan doğruya kendisi ve yürütme yetkisini Devlet Başkanınca tayin ve Komitece tasvip edilen Bakanlar Kurulu eliyle kullanır.
Madde 6- … Yüksek Adalet Divanı, Adli, İdari ve Askeri kazaya mensup Hakimler arasından Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Milli Birlik Komitesince seçilecek bir Başkan, sekiz asli ve altı yedek üyeden oluşur.
 
Sanıkların sorumluluklarını araştırmak ve haklarında son tahkikat açılarak Yüksek Adalet Divanına verilmeleri gerekip gerekmeyeceğine karar vermek üzere bir Yüksek Soruşturma Kurulu teşkil olunur.
Yüksek Soruşturma Kurulu, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine  TÜRKİYE CUMHURİYETİ  MİLLİ  BİRLİK  KOMİTESİNCE  seçilecek bir başkan ve yeteri kadar üyeden kurulur.”
Darbeyi yapanlar kendilerine “başkan”, “üye” danışman bulmakta zorlanmadılar. CHP ve CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, bu parti daha sonra siyasi hayatına MHP adıyla devam etmiştir. Genel Başkanı da darbenin “Kudretli Albayı “ unvanı ile anılan “Başbuğ” Alparslan Türkeş” olmuştur.) cuntanın kurduğu Kurucu Meclis’e üye vererek destek oldular. CHP, 49; CKMP, 25 üye vererek  cuntayı desteklediler.
17 Eylül 1961’de idamları infaz ettiler. Millet kan ağlarken, infazı yapanlar öbür tarafta bunu kokteyle kutladılar.
12 Mart,  12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan, Gezi, 17-25 Aralık, bu odak(lar)ın maşalığını yapıyorlar. Bundan dolayı bugün de aynı “çatı” altında darbeciliğe devam ediyorlar.
Bugün Cumhurbaşkanı Sayın, Recep Tayyip Erdoğan’a, Başbakan Sayın, Ahmet Davutoğlu’na idam sehpalarını gösterenlerin cibilliyetini bilmek, bildirmek vatan borcudur, hak ve adalet borcudur.
Dikta yalanlarıyla  seçilmiş iktidarları düşürenlerin maskelerini düşürmek bu halka yapılacak en büyük hizmetlerden biridir.
14 Mayıs 1950’de başlayan “ milletin kıyamı ve dirilişi”, Yeni Türkiye ve Yeniden Türkiye olma yolunda emin adımlarla devam edecektir. Bu dava sadece Türkiye’nin değil, ümmetin ve insanlığın davasıdır.
Anadolu insanının azmi, mücadelesi, duası, göz yaşı  bizi tufandan kurtaracak, “başkanlık sistemiyle” mamur ve müreffeh kılacaktır.
27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı 34 yıl önce kutlanıyordu. 12 Cuntasının elebaşısının cenazesine katılmayanların geçmişlerini biliyoruz,  maskelerini indiriyoruz.
Not: Babamın çantasında 27 Mayısçıların  Başbakanı idama götürdüklerini gösterir fotoğrafın bulunduğu Eylül 1961 tarihli Akşam gazetesinin nüshası duruyor.
Evimizde Menderes adı: hüzündür, gözyaşıdır.
YORUM BIRAKIN
YORUMLAR  ( 0 Yorum )
Habere hiç yorum yapılmamış
BENZER HABERLER
Atilla Yayla: Göktaşı ve vergi
Bingöl’ün Sarıçiçek köyü geçtiğimiz günlerde ilginç bir haberle ülkenin gündemine girdi. Köye düşen bir göktaşının parçalarına NASA başta olmak üzere uzay araştırmaları yapan yerli ve yabancı kuruluşlar talip olunca, köylüler taş parçaları arama yarışına çıktı. Gram fiyatı 60 dolara kadar tırmanan taşlar birçok köylünün hatırı sayılır miktarda para kazanmasını sağladı.
Y.Ziya Döger:Kürdlerin Egemenlik Anlayışı
Birinci Dünya savaşı koşullarında Batı, Ortadoğu da dizayn yaparken Kürdleri görmedi şeklindeki değerlendirmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Hata sorunu Sultan Selahaddin’in Kudüs’ü onlardan almasına bağlamak daha yavan bir bakış olur.
Atilla Yayla: Partiler ve seçmen tabanları
Seçmenlerin siyasî tercihlerinde sınıfsal konumun en etkili faktör olduğunu, sınıfsal konumun ise ekonomik şartlar tarafından belirlendiğini öne süren eskiden beri popüler bir görüş var.
Mehmet Nebioğlu: THY ve Türkcell’in Dümdük Alçaklığı
Yanılmıyorsam 1995 senesiydi ya da bir yıl evveli. Henüz köyde yaşıyor ana dil dışında başka dil bilmiyor ve köyden kente çok az belki de hastalandığımda doktor için gidiyordum.
Prof.Dr. Mazhar Bağlı: MİT TIR’larının Kasasındaki Kelebek Etkisi
Herhangi bir mekanizmanın başlangıç adımı son derece önem arz ettiğini ifade eden bir dizi dini buyruk, kelamı kibar, tekerleme ve teori vardır.
Ahmet Pekiyi: Bu savaş kimin?
Yıl 2015. Yeni bir yüzyılın ve milenyumun dibacesindeyiz.
AVUSTURYA'DAN SIĞINMACILARA ASKERİ SET
KERRUBİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
ABD'DEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
BM GENEL SEKRETERİ'NDEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
İNGİLİZ BAKANDAN 'TÜRKİYE' AÇIKLAMASI
TİLLERSON'DAN KİM JONG UN AÇIKLAMASI
VENEZUELA HALKI ABD'NİN 'ASKERİ MÜDAHALE' İMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
TRUMP'TAN IRKÇILIK AÇIKLAMASI
İSRAİLLİ DERNEKTEN AL JAZEERA'NIN KAPATILMASINA TEPKİ
ÇİN'DEN BMGK'NIN YENİ KUZEY KORE KARARINA TEPKİ
DUTERTE: İNSAN HAKLARI MI? CANI CEHENNEME!
MISIR'DA BOMBALI SALDIRI