Anasayfa  >   Yazar
Aysel Karakuzu: Milliyetçilik ne değildir
Asıl milliyetçilik, yaşadığımız topraklardaki maddi ve manevi tüm unsurları sahiplenmek , beraberlik duygusuna zarar veren her engeli ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Bu bağlamda, tüm etnik milliyetçilikler, bu ülkeye zararlı birer ideolojiler olarak kalmaya ve huzur ortamını bozmaya devam edecektir.
05 Haziran 2015 - 14:36:19
Bir seçimle daha karşı karşıyayız. Son yıllarda, özellikle gezi olaylarından sonra, aile fertlerinin dahi kendi aralarında ihtilafa düşüp birbirlerinin kalbini  kırdığı  bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’nin çözümlenmesi gereken belki de en önemli problemi, öncelikle birlik ruhunu kaybetmiş olması ve henüz,  yeniden tam olarak tesis edilememesidir. Bu ruhun tesis edilmesinde en önemli etkenlerden biri de, etnik çatışmalarımız. Bu konuyu daha çok gündemde tutmakla, daha fazla yol alabilir miyiz diye düşünürken, kimi duyguların “nakledilemeyeceğini” düşünüp ümitsizliğe kapılmak istemiyorum. Zira , bu tür  bölücü duygular  topraklarımıza nakil yolu ile geldi. Yeterince çaba gösterirsek , sonradan edindiğimiz bu sorunları en aza  indirebiliriz. Türkiye’de yaşanan problem ırkçılık dahi değil, kardeş kavgasıdır. Irkların tanımının ve niteliklerinin idrakinde olmak,  bu çabanın ne kadar acı ve beyhude  olduğunu bir kez daha ortaya koyacaktır. Kaldı ki, gayriinsanî olan ırkçılık dahi tasvip edilmez iken.
Milliyetçilik kavramına karşı savunma geliştirenlerin karşılaştığı tepkinin “vatan hainliği” olarak etiketlendirilmesi, bu kavramın halk arasında genellikle, içinde bulunduğu vatanı ve toplumu sevmek olarak görülmesinden dolayıdır. Bir ideoloji olarak milliyetçilik  bu kadar masum sayılabilir mi ? İdeolojik manada  milliyetçilik aksine, içinde bulunduğu toplumu sevmek değil, kendini mensubu olarak adlandırdığı bir etnik grubu benimsemek ve diğerlerini kendinden ayrı görmektir. Kişinin bağlı bulunduğu, üyesi olduğu topluma bağlılığı ve sevgisi arttıkça, diğerlerine olan dışlama, hor ve hakir görme aşırılığa kaçacak, yok etme duygusu ortaya çıkacaktır.
 Bu duyguların bize nasıl nakil yolu ile geldiğini, millet ve milliyetçilik teorilerinin uzun uzun analizlerine girmeden, kısaca hatırlayalım. Fransız ihtilâli, Rönesans- Reform ve Aydınlanma dönemlerinde Avrupa’da inanç, fikir ve sosyo-politik müesseselerdeki çökmeler  neticesinde boşluklar oluştu. Din ve soy temelli feodal yapıların geride bırakılması ile, toplulukların bir arada yaşayabilmeleri için, kimlik açısından yeni izahatlar gerekli oldu. Barış, hürriyet, kardeşlik adına yola çıkılan süreç aksine,  çeşitli nazariyeler, tezler, tahliller sonucunda kavgaya, kaosa ve savaşlara yol açtı. Millet ve ırk tanımları, bu konuda bilimsel araştırmalar ve ihtilaflar, toplumları uzun süre meşgul etti. Sosyal ve siyasal tasniflerle bağlantı kurularak oluşturulan nazariyeler sayısız ihtilaflı bilimsel tezlerin ortaya çıkmasını sağladı. Milliyetçiliğin çıkış noktası olan batıda bu konu fenomen olarak kaldı ve çoğunlukla , saf ırk olmadığı hususu  ağırlık kazandı. Bugün, Batı ülkelerinin kuruluşlarını incelediğimizde, ırk mülahazalalarının etkili olmadığını görüyoruz. Çok farklı ırk ve etnik gruplardan meydana gelen ülkeler etnik milliyetçilik problemini çoktan aşmış ve bu tür sorunlara vakit ve enerji harcamayarak gelişimlerini sürdürmektedirler.
Batıda vücut bulan milliyetçi ideoloji akım, daha sonra  Osmanlı’ya  sıçrayarak,  inancı, vatanı ve tarihi aynı olan kavimler arasında ayrılığa ve bölücülüğe neden oldu. Türk ve Kürt milliyetçileri tarafından  dernekler kuruldu. Araştırmalar, makaleler, kitaplar hazırlandı ve topluma dayatıldı. Yaşayanların ve vefat etmiş insanların kafatasları incelenerek , ırk özellikleri belirlenmeye çalışıldı. Millet üzerine farklı kriterleri olan çeşitli tezler üretildi. Kendi içlerinde çoğunlukla samimi ve iyiniyetli olan, Avrupa menşeli bu tezlerin en büyük yanlışı, “toplumun doğru gözlemlenmemiş” olması idi. Toplum doğru gözlemlenmiş olsa idi, millî zannedilen bu tez ve akımın, toplumun inanç ve demografik  yapısı ile zıt ve tamami ile “gayrimillî” olduğu görülebilecekti. Kaldı ki, savunanları dahi kendi içlerinde içlerinde  ayırmış ve ihtilafa düşürmüş olan bu tezler, ülkeyi bir araya nasıl getirecekti.
      Her millet kendi varlık sahasında güçlü olabilir. Etnik kimlik ön plana çıkarılarak yapılan bir siyaset ve yönetim tarzı, bu toprakların ve toplumun zehirleyici unsuru olmaya devam edecektir. Gerçeklere  gözlerimizi kapatıp yolumuza devam ediyormuş gibi yapmak sorunlarımızı çözmeyecek. Bizler klasik ve çok bilinen bir tabirle, evlenmeler yolu ile “yoğurt ile pekmez” gibi bir araya gelmiş bir milletiz. Gelinimizi,  damadımızı, torunumuzu,  kuzenimizi, yeğenimizi inkar edebilir miyiz. Muhabbet zorla oluşmaz, zorlanamaz  ama kişiyi  kendini inkara zorlamak insan haklarına ve tüm evrensel ve bireysel hukuk kurallarına aykırıdır . Asıl milliyetçilik, yaşadığımız topraklardaki maddi ve manevi tüm unsurları sahiplenmek , beraberlik duygusuna zarar veren  her  engeli ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Bu bağlamda, tüm etnik milliyetçilikler, bu ülkeye zararlı birer ideolojiler olarak kalmaya ve huzur ortamını bozmaya devam edecektir.
  Seçimler , tercihler dönemi geçer. Kalıcı olan dostluklarımız, duygularımız, gönüllerimiz. Hz.Mevlânâ bir sözünde  “Hakikat, Tanrı’nın elinde bir aynaydı. Yere düştü ve parçalandı. Herkes onun bir parçasını aldı, ona baktı ve hakikati bulduğunu sandı.” der. Kendi doğrularımızı dayatmadan, hiç problemin yüzde yüz çözüleceği beklentisine girmeden, asgari müşterekte birleşen, daha fazla hoşgörülü bir Türkiye ümidi ile.
 
 
Avukat Aysel KARAKUZU
YORUM BIRAKIN
YORUMLAR  ( 4 Yorum )
Doç. Dr. Selma Korkmaz
2 Yıl önce
Harika bir analizle, milletçe kendimize gelmemize bir öneri, bir uyarıdır bu makale... Yüreginize, kaleminize saglık....
betül
3 Yıl önce
Kendini inkara zorlamak... Hepsi bu kadar işte
fahri
3 Yıl önce
"Bu ruhun tesis EDİLEMEMESİNDE en önemli etkenlerden biri de,etnik çatışmalarımız."
FAHRİ
3 Yıl önce
Bilal-i Habeşi hazretlerini,rengi siyah diye alaya alan Ebu Zer'e,Allah Resulünün verdiği cevap herşeyi özetliyor."Üstünlük Takvadadır."Kalemin hiç susmasın inşallah.
BENZER HABERLER
Müjdat Gökçe: Müthiş bir genç nesil geliyor
Seçim sabahı bu MİLLET, kendini millet olarak görüp akşam millete aptal diyenlerin öğrenilmiş zavallılığını bir kez daha izletti bize… 'Olmaz, olamaz! ne sosyolojide ne siyaset biliminde ne de matematikte bir açıklaması yok bunun' demekle OLMUYOR bu işler sayın olmayan sözde aydınlar.. Diğer yandan, Halk kendisiyle aynı fikirde değil diye ülkeyi terk etmeye kalkan "halkçı" aydınlara "ne olur kal" diye yalvaracak halimiz yok.
Rojbîn Özkan: Qenevîçe
Di demsala payîzê de, li gund rewşa hewayê bizavê zivistanê dikir. Hema tenê berf jê kêm bû.
Rojbin Özkan:DÎYARÎ
Lê xwedî kirî bûk û nebiyên wê hebûn. Di nav nebiyên wê de delala ber dilê wê Siyaxal bû… Sîyaxal ne tenê keçek jêhatî bû, heman demê de bi bedewîya xwe ve jî bala kesan dikşand ser xwe, taybet bala xortan…
Hacer Aydın: İslam erkeğin nefsini yüceltmiş midir?
Eşitlik diyen her ideoloji ve din ataerkil ideolojinin çarpıtmasına uğramıştır. Bir Türk, Marksist bir konuşmasında itiraf ederken şunları söylemişti: “Biz sosyalistler eşitlik dedik ama erkekler olarak haremler kurduk.
“CHP bizi Umre’ye götür…!”
Hasan Ali Yücel, neredeyse bütün Batı’yı, Türkçeye çevirmiş ve çevirtmiş bir adam olarak, aslında şunu demek istedi; ”Bize Türk desinler, Batılılaşmayı bize bıraksınlar, o’ işi kendi kendimize hallederiz.”
Hacer Aydın: Kürtçe 2. Resmi Anadil Olmalı
Türkiye kalıplarına sığamayan bir ülke ve de çok hızlı bir şekilde gelişmektedir. Ekonomik, sosyal ve demokratik bir gelişme içinde kalıplarını parçalamaktadır.
AVUSTURYA'DAN SIĞINMACILARA ASKERİ SET
KERRUBİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
ABD'DEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
BM GENEL SEKRETERİ'NDEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
İNGİLİZ BAKANDAN 'TÜRKİYE' AÇIKLAMASI
TİLLERSON'DAN KİM JONG UN AÇIKLAMASI
VENEZUELA HALKI ABD'NİN 'ASKERİ MÜDAHALE' İMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
TRUMP'TAN IRKÇILIK AÇIKLAMASI
İSRAİLLİ DERNEKTEN AL JAZEERA'NIN KAPATILMASINA TEPKİ
ÇİN'DEN BMGK'NIN YENİ KUZEY KORE KARARINA TEPKİ
DUTERTE: İNSAN HAKLARI MI? CANI CEHENNEME!
MISIR'DA BOMBALI SALDIRI