Deprecated: Function mysql_numrows() is deprecated in /home/sivildus/public_html/head_contente.php on line 51
Anasayfa  >   Yazar
Can Ceylan: Edison’un Derdi …
zayıflamasına sebep olmaktadır. Psikolojik tarafıyla Allah ile kul arasında olan din, sosyolojik tarafıyla Allâh’ın kutsî makāmından ziyâde, toplumu oluşturan bireyler arasında var olmaktadır. Kişinin kişiyle ve/veya diğer kişilerle olan ilişkisini düzenleyici tavsiyelerde bulunur.
20 Temmuz 2015 - 11:05:47

Dinin psikolojik tarafından çok, sosyolojik tarafına önem veren bir toplumuz. Her iki tarafın gerekliliğinin altını çizip şunu belirtmekte yarar var ki, bu iki taraf arasındaki dengenin bozulması birey ve toplumdan çok, din kurumunun (burada İslâm) yozlaşması ve anlamının zayıflamasına sebep olmaktadır. Psikolojik tarafıyla Allah ile kul arasında olan din, sosyolojik tarafıyla Allâh’ın kutsî makāmından ziyâde, toplumu oluşturan bireyler arasında var olmaktadır. Kişinin kişiyle ve/veya diğer kişilerle olan ilişkisini düzenleyici tavsiyelerde bulunur.

Üç ayların başlamasıyla altı ısıtılmaya başlatılan dinî konular, Ramazan’ın gelmesiyle artık gündemin başköşesine oturur ve muhtemel bu yıl da böyle olacaktır. Dinî konular, Ramazan sebebiyle oruç merkezli olsa da, diğer ibâdetlerin bu gündemin zeminine dâhil olması sonucunu doğurmaktadır. Kurban Bayramı’na henüz vakit olduğu için Hac ibâdeti arka plânda kalmakta ve namaz ile zekât, oruç ile birlikte kamuoyunda mevzubahis edilmektedir. Oruç ne zaman başlar, ne zaman biter; terâvih kılınır mı, kılınırsa nasıl kılınır gibi sorular, cevap amacından çok, mâlumatfuruşların malzemesi olmaktadır. Her yıl sorulan, “orucu bozan şeyler nedir” türünde sorular, sanki hiç sorulmamış ve hiç cevaplanmamış gibi sorulur ve cevaplanır. Devlet yönetimini, ekonomik idâresini, futbol takımı hocalığını “bilenler”in nüfusun yarısından fazlasını oluşturduğu (!) toplumumuzda, din konusundaki “uzmanlar”ın sayısını tahmin etmek zor değildir. Herkes bilir ama yine de en basit sorular döner dolaşır sorulur.

Edison Cennete Gidecek mi?

Dinî konular açılıp, konuşmanın seyri sohbetten soru-cevaba döndüğünde, Kelime-i Şehâdet’ten başlayan İslâm’ın şartları sırasıyla halledilip dinin sosyolojik tarafının sınırlarını zorlayıp İslâm âleminin dışına çıkılır. Sıra şu soruyla örneklenebilecek konuya gelir: “Elektriği bulmuş, o kadar yararlı buluş yapmış ama Müslüman değil; Edison cennete gidecek mi?” İşte bu kapıya çıkan sorular, dinin psikolojik ve sosyolojik tarafının hemzemin geçitte buluşma noktasıdır.

Bu gibi soruların altında zirve noktaya ulaşmış bir imânî özgüvenin var diye düşünmüşümdür. Yâni bu gibi soruları soranlar, cennete gitmeyi garanti etmişlerdir sanki. İmânî açıdan son nefeste ne olacağı konusunda elinde senet varmış gibi, kendi derdini halletmiş, hatta diğer Müslümanları da kurtarmış da, sıra Müslüman olmayanları dert etmeye gelmiştir. Şehâdet getirince cennet kapısındaki kuyruğa aradan kaynak yaparcasına rahat bir şekilde dâhil olunabileceğini düşünmeye sebep olan bu psikolojik durum, ikinci kişilerle temas edip sosyolojik duruma iltica edince, muazzam bir “kemâle ermişlik” hâlini ortaya koymaktadır.

Kul olarak bireysel ibâdetlerin kabûl olup olmadığı zâten hiç düşünülmez. Zîra bu ibâdetler birçok kişinin “Allah kabûl etsin” dileklerinin de torpilini almıştır. Ancak Kelime-i Şehâdet dâhil tüm şartların yerine getirilmesindeki “samimiyet” seviyesi tartışılır durumdayken, bunu görmemek istercesine “başkalarının dertleriyle dertlenmek olgunluğu” ile “kemâl”e ulaşılmaktadır.

Hz. Resûlullah’ın kızı Hz. Fatma’ya hitâben “Seni benim kızım olman değil, amellerin kurtaracak” meâlindeki hâdisi sanki başka bir dinin akidesiymiş gibi, Müslümanların kendi âkibetlerini halledip başkalarının âkibetini bu kadar dert etmeleri, İslâm’ın psikolojik ve sosyolojik tarafları arasındaki denge konusunda alarm vermektedir.

O da mı cennete gidecek?

Kimin cennete gireceği derdine düşenlerin karşı tarafında, kimlerin cennete girmemesi gerektiği konusu merkeze oturtanlar da vardır. İnsanlık adına iyi şeyler yapıp Müslüman olmadığı için cennete giremeyecek olanlar için dertlenenler, işlerine gelmediğinde, günah-sevap terâzisinin hâkimi gibi bir tavra girerler. Fetva verip sorumluluk almak istemedikleri için de, hükümlerini soru cümlesi olarak ifâde ederler. Dolu otobüse binmek için “arkaya ilerleyelim” ikazını yapıp bir sonraki durağa yaklaşınca şoföre “Açma kaptan; yer yok” diyenlere benzetirim bu gibi kişileri. Dünyâki vazifelerini cehennem korkusuyla yapıp karşılığını cennette sınırsız nefsânî isteklerle alacağını düşünenler, âdeta cennetin vize memurluğunu üstlenmişlerdir. Ancak bunu yapanlar “Bugün mülk kimindir” (Mu’min/16) diye sorulacağına inanıp Allah’ın işine karıştıklarının farkına neden varamazlar?

Edison’un derdine düşenlerle, imân terâzisini ellerinde oyuncak yapanlar, acaba nasıl bir özgüvene sâhipler ki kendi âkibetlerinden bu kadar emin olabiliyorlar?
 

Yrd.Doç.Dr. Can CEYLAN
İstanbul Medipol Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü
Öğretim Üyesi
YORUM BIRAKIN
YORUMLAR  ( 0 Yorum )
Habere hiç yorum yapılmamış
BENZER HABERLER
Rojbin Özkan: RABIRDÛYA HÊVÎŞİKESTÎ
Berbanga zivistanê pîştî şevek hişkesayî de, deste sibê re gundî hemû bi denge selayê ji nav nivînên xwe ve hilpekîyan. Mele piştî selayê bang li gundîyan kir ku mêrên gund bila biçin goristanê...
Erdoğan’ın Diktatörlüğü de Yetti Artık
Türkiye’de son yılların en popüler sloganı hiç şüphesiz ‘’diktatör’’ oldu. Kelime anlamı olarak, ‘’ Diktatörlük (Latince: dictatura), otokratik bir Hükûmet biçiminde, yönetimin diktatör olan tek bir birey tarafından yönetilmesi türüdür. Genellikle üç olası anlamda kullanılır…vs der ve buradan köye yol olur. Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki Türkiye mevzu bahis olaydı ne ala lakin bu söylemin günümüz Türkiye’si ile uzaktan yakından ilgisi yok. Hele hele, Türkiye’nin yüzde 52’sinin oyunu alarak Cumhurbaşkanı olmaya layık olmuş Recep Tayyip Erdoğan ile asla ilişkilendirilemez, ilişkilendirilmesi teklif dahi edilemez.
Güldalı Coşkun: Medyaya karşı medya
On yılda bir mutadımız olan darbeler de, yöntemini değiştirdi ve medyayı etkin biçimde kullanmaya başladı. 28 Şubat, bir medya darbesiydi. 27 Nisan da (e-muhtıra) post modern bir darbeydi. 17-25 Aralık, medyanın görsel gücünü (ayakkabı kutuları-para sayma makineleri) en iyi kullanan darbe girişimiydi ve hâla yaratılan algı etkisini sürdürüyor.
Zeynelabidin Zinar: FÊRBÛNA ZIMANEKÎ
Di van demên dawiyê de gelek hemwelatiyên Kurd nameyên elektronîk bo min rêdikin û dibêji: ”Ez Kurd im, dikarim bipeyivim, lê nizanim binivîsim. Çewa ez ê karibim bi kurdî binivîsm? Alîkariya min bike.” Hinek jî dibêjin: ”Ez Kurd im, lê nizanim qonişmîş bikim. Dixwazim fêr bibim…”
Oğuz Ağca: AK Parti, Aleviler ve kültürel Popülizm
Siyaset mekanizmasının kendi mantığı içinde işlediğini biliyoruz. Siyasete ilgi duyan bir bireyin mantığı ile siyasetçinin mantığı aynı doğrultuda olmayabilir. Bu yüzden de belki siyasete ilgi duyan bireyler olarak olup biteni anlamakta zorlanıyoruz.
Ütopik ve Aydınlanmacı Sosyalizm
Aydınlanma Çağı’nda sosyalizmi anlatan felsefî eserler ise Jean Merlier, Morelly, bir ölçüde Diderot, en önemlisi Deschamps gibi isimlerden geldi.
AVUSTURYA'DAN SIĞINMACILARA ASKERİ SET
KERRUBİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
ABD'DEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
BM GENEL SEKRETERİ'NDEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
İNGİLİZ BAKANDAN 'TÜRKİYE' AÇIKLAMASI
TİLLERSON'DAN KİM JONG UN AÇIKLAMASI
VENEZUELA HALKI ABD'NİN 'ASKERİ MÜDAHALE' İMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
TRUMP'TAN IRKÇILIK AÇIKLAMASI
İSRAİLLİ DERNEKTEN AL JAZEERA'NIN KAPATILMASINA TEPKİ
ÇİN'DEN BMGK'NIN YENİ KUZEY KORE KARARINA TEPKİ
DUTERTE: İNSAN HAKLARI MI? CANI CEHENNEME!
MISIR'DA BOMBALI SALDIRI