Anasayfa  >   Yazar
Ahmet Pekiyi: Bombalar ve Seçim Operasyonu
Geçici Hükümetin teröre karşı başlatmış olduğu askeri operasyonların bir seçim yatırımı olduğu, “Algı Lobisinin” son günlerde sıkça dillendirdiği bir argüman.
06 Agustos 2015 - 11:09:27
Bu teze göre 7 Haziran sonrasında devletin silahlı güçlerinin teröre karşı tekrar devreye girmesinin iki mühim gerekçesi bulunuyor. Son genel seçimlerde tek başına iktidar olamamış Ak Parti’nin olası bir erken seçimde eski gücüne kavuşmayı murat etmesi ve Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın sözde Diktatörlüğünü veya Başkanlık Sistemini garanti altına alma arzusu. Bu iddianın sahipleri “Bir bomba kaç oy getirir; bir şehit, sandığa kaç lehte oy olarak döner?” şeklinde ahlaksızca, pervasızca göndermeler yaparak milletin vicdanını yaralamaktan, şehitlerimizin aziz ruhlarını incitmekten de geri durmuyorlar. Uçaklarımız Kandil ve uydularını bombalarken, paralel örgüt ve PKK’nın yayın organları sağduyumuzu, basiretimizi, ferasetimizi kirli bilgilerle bombalıyor. Şehitlerimizin necip naaşlarının ay yıldızlı al bayrağa sarılı tabutlarının oy sandığı gibi gösterilmesi de bu bakış açısına sahip olan kitlenin gaflet, dalalet ve ihanet kokan icraatlarından biri. İşin garip tarafı şudur ki bu gaflet takımının medya organlarında yıllardır Tek Türkiye, Şefkat Tepe, Sungurlar nevinden askeri konular işleyen, silahların hiç susmadığı, mermilerin sağanak yağmur gibi aktığı, oluk oluk kan dökülen, insanların hazan mevsimindeki yapraklar misali dökülerek öldüğü senaryoların işlenmesi…  Nerden bakarsanız bakın baştan ayağa samimiyetsizlik, riya, manipülasyon kokuyor argümanları. Eleştirmekten ziyade edepsizleşmeyi tercih ediyorlar fütursuzca…
                DEAŞ ve PKK’ya karşı TSK’nın yaptığı operasyonları seçim operasyonu gibi lanse etmeye çalışan kalemşörlerin 7 Haziran öncesi ve günü yaşanan illegal söylemler, eylemler konusunda sessiz kalması ise yüzsüzlüğün daniskası olarak sırıtıyor. Ülkemizi DEAŞ’a destek veren bir ülke olarak göstermeye çalışan paralel örgüt ve dalkavukları, bu iftiraları/yalanları seçim kredisi olarak omuz verdikleri partiye sunmalarına rağmen utanmazca toplumsal algı şokları oluşturmayı sürdürüyorlar. Gerçi DEAŞ’ın üzerine yağan bombalardan sonra bu konuda ağızları tıkandı. Seçim öncesinde billboardlarda kan akan musluk resimleri asılması, bu bölgede şu partinin dışındaki partiye oy çıkması tehlikeli ve yasaktır yazılı afişlerin sokaklarda yer bulması, doğu bölgelerinde sandıkların başına bir silahlı bekçi konularak oy güvenliği sağlanabilir söylemi, bazı il ve ilçelerimizde sandıklardan  ancak despotyalarda yaşanabilecek türden sadece bir partiye lebalep oy çıkması konularında üç maymunu oynayan paralel yapı ve avaneleri , devletin kamuoyu güvenliği konusunda atmış olduğu haklı adımları manipüle etmeye devam ediyorlar. Haziran seçimleri öncesinde kan üzerinden, ölüm mesajları vererek halkın demokratik iradesini ipotek altına almaya çalışanların yaptıkları, seçim operasyonu olmuyor da devletin kamu düzenini sağlamak için attığı önlemsel adımlar seçim yatırımı oluyor.  Hadi oradan diyoruz biz de!!! Fikir ve fiil menfaat kafesi içinde tutsak olunca ortaya böylesi acınası, alçak yorumlar çıkabiliyor.
Eğer Türkiye’de kan üzerinden siyaset yapan, oy devşiren bir hareket varsa bu elbette ki terör örgütleri ve uzantılarıdır. PKK ve Paralel terör  örgütünün paralellik noktasında kan kardeşliği bilinen bir gerçektir. İki örgütten biri ülkemizin doğu sınırları içinde yek diğeri de batı sınırları içinde devlete rağmen devlet kurma gayesiyle örgütlenmişlerdir. İkiz kardeş olma özelliğine sahip bu örgütlerin birbirlerinin argümanlarını desteklemesinden daha doğal bir şey olamaz. Terörle mücadele hususunda tetiğe basan tarafın devlet olarak gösterilmeye çalışılması da bu iki örgütün olası bir seçim yatırımından başka bir şey değildir. Devleti militer, bombadan/silahtan/kaybedilen canlardan medet uman bir devlet gibi algılatarak milletin topyekün bir refleks göstermesini ümit ediyorlar fakat milletin uzun bir süredir terör örgütüne karşı gösterilen toleransa karşı tepkili olduğunu unutuyorlar.  Vatandaşın vicdanını namlu yönlendirerek, tehdit ederek, şantajla, montajla susturanların, devletin/hükümetin meşru müdafaa hakkını pasifize etmeye çalışmaları, gayri insani gibi algılatmaya çalışmaları paranoyak bir tavırdır. Bu millet 35 yıldır terörle mücadele eden bir millettir ve milletimizin zihninde terörle mücadele hususunda zerre miktarı bir kuşku bulunmamaktadır. Geçici hükümet teröre karşı başlatmış olduğu yeni sürecin onayını milletin vicdanından almıştır.
                Çözüm Süreciyle  devlet, anacıl yüzünü göstererek masum vatandaşları hatırına terör örgütü ve uzantılarının tüm serkeşliklerine, tüm kalleşliklerine müsamahalı davranmıştır, Doğu Coğrafyamızda uzun yıllar Kemalist Paradigmanın eziyetlerine maruz kalan Kürt vatandaşlarımızın geçmişte yaşadığı zulüm dolu günlerin geride kaldığını ve artık hiç gelmeyeceğini  insan merkezli tutumuyla kanıtlamıştır. Kürtlerin yok sayıldığı, anadillerini konuşamadıkları, örf ve ananelerini yaşayamadıkları, faili meçhullere kurban gittiği dönemler geri gelmemek üzere tarihin çöp sepetine atılmıştır. Barış uğruna baldıran zehri içmeyi, siyasi hayatının bitmesini göze alan bir lider çıkmış ve Çözüm Sürecini başlatarak milletiyle devletini kucaklaştırmıştır. Bu samimi ve diğergam duruş sayesinde son 3 yıldır terör nedenli şehit haberi alınmamış, terör örgütünün verdiği taahhütleri yerine getirmesi sabırla beklenmiştir. Bu sabır güvenlik görevlilerimizin onurunu ve izzetini yaralayacak kadar geniş/derin/sınırsız bir sabır örneği olarak tarihe kaydedilmiştir. Askerimiz ve polisimiz ağır hakaretlere, sataşmalara karşı dahi sükut ederek cevap vermişlerdir. Devletin bunca hüsnüniyetine rağmen PKK ve uzantıları,  Milli Birlik ve Kardeşlik Projesinin yürüdüğü coğrafyada  illegal hareket ve eylemlerine devam etmiştir. PKK/KCK eliyle Kürt ailelerin çocukları dağa çıkarılmış, silah bırakma sözü tutulmamış, sözde asayiş adı altında yol kesmeler yapılmış, avukatsız/savcısız defacto mahkemeler kurulmuş, halktan haramice haraç toplanılmış, baraj/havaalanı/yol çalışmaları sabote edilmiş, faili meçhul cinayet süreçleri PKK eliyle yeniden başlatılmış, Kürt vatandaşlarımız adeta Kemalist baskı dönemine rahmet okutacak bir baskı dönemine sokulmuştur. On yıllarca Kemalist Sistemin boyunduruğu altında ezilen Kürt Halkı bu sefer de PKK/KCK isimli terör örgütünün baskısı altında feryat etmeye başlamıştır. Kürdün Kürde zulmettiği bu süreci görmezden gelen medya kuruluşları,  devletin kamu güvenliğini tesis etme adına başlatmış olduğu operasyonları durdurabilmek için her türlü asparagası, dezenformasyonu kullanmışlardır. Devleti suçlu terör örgütünü mazlum göstermek istemişlerdir adeta.
                Kobani olaylarında halkı sokağa davet ederek 50 masum insanın yaşamını kaybetmesine neden olanlar, halkımız kendi güvenliğini sağlamak zorunda diyerek vatandaşı silah kuşanmaya davet edenler, sırtımızı YPJ/YPG/PYD’ye yaslıyoruz diyenler, o namluları size doğrultmasını biliriz sloganı atanlar, eğer PKK Gezi olaylarında sahaya inmiş olsaydı bugünkü hükümet olamayacaktı göndermesi yapanlar, iki milyonun üzerinde muhacire ev sahipliği yapan ülkemiz için “Terörist Türkiye” tag’i  açanlar, DEAŞ’ı en önce terör örgütü ilan eden Türkiye’yi DEAŞ’la yan yana göstermeye çalışanlar, aziz ordumuza/Mehmetçiğimize dil uzatmaya çalışanlar masumdu, bu kirli/kanlı siyaset/seçim stratejilerini uygulayanlar sandık hesabı yapmıyordu da milletinin ve ülkesinin bekasını düşünerek terörün her türlüsüne karşı tavır alanlar seçim hesabıyla bombardıman yapıyordu öyle mi? Sizin aklınızı seveyim ben… Varsa tabi… Aslında patlayan bombalar sizin menfaatlerinizin tepesinde patladığı için cingar çıkarıyorsunuz. Kendi seçim hesaplarınız Kandil gibi yerle bir olduğu için cıyaklıyorsunuz. Eğer insan hayatını dert edinseydiniz Kobani olaylarında ölenler için, infaz edilen yiğitlerimiz için, ölüm korkusuyla hayat arasında kalarak sandığa giden masum vatandaşlarımız için de yükseltirdiniz seslerinizi… Masum değilsiniz…
                Türkiye’de terörle mücadele bir kişi politikası değil devlet politikasıdır bayım. Mevcut hükümetin hangi özellikleri taşıdığının ve sürece kimin liderlik yaptığının hiçbir önemi yoktur. Hükümetler değişir, kişiler tarih sahnesinden çekilir ama bu milletin terörle olan mücadelesi terör son buluncaya kadar devam eder. Göremediğiniz şey budur. Geçici hükümetin teröre karşı aldığı inisiyatifi bir hükümet veya kişi politikası olarak değerlendirmeniz bu ülkenin Fransızı olduğunuzun bariz göstergesidir.  Devlet teröre karşı meşru müdafaa hakkını değil meşru taarruz hakkını kullanmaktadır ve sonuna kadar haklıdır. Ülkemiz  Ananas Cumhuriyeti  değil artık.  Ayrıca geçici hükümet ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan, teröre karşı başlatılan yeni süreci oy kaybetme riskine rağmen başlatmışlardır. Bu durum da teröre karşı var olan kararlı devlet duruşunun gereğidir.
                Şehitlerimiz üzerinden siyasi göndermeler yapan kişilere cevap mahiyetindeki bu yazıyı kaleme almak beni hakikaten üzdü ama gerekliydi. Türk Kürt tüm şehitlerimizin aziz ruhlarından özür dileyerek kendilerine vatan için fedayı can etmeleri nedeniyle şükranlarımı iletiyorum. Onları yetiştiren anne-babaların ellerinden ve ayaklarından öpüyorum. Hakkını Helal Et Şehidim…
YORUM BIRAKIN
YORUMLAR  ( 0 Yorum )
Habere hiç yorum yapılmamış
BENZER HABERLER
Cengiz Ünlühan: SEÇİM PANORAMA
Değerli okurlarım, iyisiyle kötüsüyle, zaman zaman sert meydan söylemleriyle, zaman zaman da siyasi parti liderlerinin espritüel atışmalarıyla bir genel seçimi daha geride bıraktık. Öncelikle genel seçim sonuçlarının vatanımıza, milletimize ve tüm Alem-i İslam’a hayırlar getirmesini yüce Rabbimden niyaz ediyorum.
Ahmet Pekiyi: Cumhurbaşkanı Erdoğan'a açık mektup
Çünkü biz bu oyunu çookkk izledik Sayın Başkomutanım.
Can Ceylan: Edison’un Derdi …
zayıflamasına sebep olmaktadır. Psikolojik tarafıyla Allah ile kul arasında olan din, sosyolojik tarafıyla Allâh’ın kutsî makāmından ziyâde, toplumu oluşturan bireyler arasında var olmaktadır. Kişinin kişiyle ve/veya diğer kişilerle olan ilişkisini düzenleyici tavsiyelerde bulunur.
Yusuf Ziya Döger: Ortadoğu’da Reddi Miras
Toplumların miras bıraktığı kültürel değerler, onlara ait toplumsal yapılanmanın anlaşılmasına ve doğru biçimde analiz edilip değerlendirilmelerine imkân sunar. Tarih bilimi aracılığıyla ancak toplumsal yapılanmaların dayandığı mirasın sacayaklarına vakıf olabiliriz. Tarihsel olarak medeniyetlerin farklı anlayışlara dayalı biçimde şekillenmelerinde başat role sahip unsur var ettiği kültürel değer üretimine ait olan mirastır. Bu miras toplumsal yapılanmanın dayandığı verinin ana unsurunu barındırır.
Eylül Şarabı
''Rab'' dedi anannem; ''insanların yazgısını önce alınlarına yazmış. Yazgının önüne geçerek değiştirmeye çalışan insanlar olduğunu görünce de herkesin kaderini kulağının arkasına yazmış. Kimse görmesin, kaderini bilemesin diye.''
Güldalı Coşkun: AB ve aşırı sağın yükselişi
Yıllarca bizi oyalayan AB'ye karşı birikmiş bir öfke vardı. İngiltere'nin ayrılması ile birliğin dağılma sürecine girdiği beklentisi ağırlık kazandı. AB'nin temeli ekonomik işbirliğine dayalı.
AVUSTURYA'DAN SIĞINMACILARA ASKERİ SET
KERRUBİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
ABD'DEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
BM GENEL SEKRETERİ'NDEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
İNGİLİZ BAKANDAN 'TÜRKİYE' AÇIKLAMASI
TİLLERSON'DAN KİM JONG UN AÇIKLAMASI
VENEZUELA HALKI ABD'NİN 'ASKERİ MÜDAHALE' İMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
TRUMP'TAN IRKÇILIK AÇIKLAMASI
İSRAİLLİ DERNEKTEN AL JAZEERA'NIN KAPATILMASINA TEPKİ
ÇİN'DEN BMGK'NIN YENİ KUZEY KORE KARARINA TEPKİ
DUTERTE: İNSAN HAKLARI MI? CANI CEHENNEME!
MISIR'DA BOMBALI SALDIRI