Anasayfa  >   Yazar
Ahmet Pekiyi:Barış güvercinini vurdunuz
20. yüzyılın başlarında ve ortalarında iki büyük dünya savaşı atlatmış olan dünyamızın savaşlarla imtihanı hiç bitmemiştir. Aktarılan bir bilgiye göre son 300 yılda insanlığın geçirdiği savaşsız gün sayısı yalnızca 26’dır
01 Eylül 2015 - 17:43:13
1 Eylül Dünya Barış Gününün tarihçesi ile ilgili tafsilat paylaşarak zihinlerinizi bulandırmak istemiyorum. Sözde Barış Gösterilerinin yapıldığı, Özde Savaş Sahnesi olan dünyada böylesi bir epistemolojik tartışmaya girmenin insaniyetten, hissiyattan uzak bir tutum olduğuna inanıyorum. Bu hususta sadece şunu belirtmek yeterli sanırım. Ülkemizde ve KKTC’de 1 Eylül tarihi Dünya Barış Günü olarak kutlanır ama BM çatısı altındaki ülkelerin hemen hemen tamamında, Dünya Barış günü olarak 21 Eylül tarihi benimsenmiştir ve kutlamalar 21 Eylül tarihinde gerçekleştirilir. Merak edenler bu farklılığın sebeplerini kaynak taraması yaparak öğrenebilirler. Kaleme aldığım yazı genel olarak Dünya Barış Gününü hicveden bir yazı mahiyetindedir. Dikkat çekmek istediğim nokta, bilgisayar başında oyun oynarcasına menfaat, iktidar, nüfuz savaşlarının/çatışmalarının yaşandığı bir cihanda, Dünya Barış Günü kutlamalarının oldukça ironik ve dramatik bir uygulama olduğudur. Kumarhane’de adalet nutku çeken kumarbazın söylediklerine ne kadar itibar edilirse, kerhanede (affedersiniz) namus dersi veren aşüftenin sözlerine ne denli güvenilirse, yetim malı çalan arsız hırsızın emanete sahip çıkma telkinine hangi düzeyde inanılırsa, çıkar savaşları/kavgaları uğruna çocukların öldürüldüğü sicili bozuk dünyadaki Barış Nağmelerine de o düzeyde itibar edilip inanılabilir. Karla karışık asude bir yağmur altında ıslanarak huzurlu lahzalar yaşamak istediğimiz dünyada, maalesef kanla karışık gözyaşı dökerek toprağı ıslatmaya, barış fidanları yetiştirmeye çalışıyoruz. Diktiğimiz fidanların egemen güçlerin meydana getirdiği insafsız/hissiz/vahşi savaşlarda yaşamlarını yitirmemesini ümit ederek.
            20. yüzyılın başlarında ve ortalarında iki büyük dünya savaşı atlatmış olan dünyamızın savaşlarla imtihanı hiç bitmemiştir. Aktarılan bir bilgiye göre son 300 yılda insanlığın geçirdiği savaşsız gün sayısı yalnızca 26’dır. Ardışık olmayan bu günlerde ateşkes ilan edildiği için,  savaş nedeniyle insan ölmediği kabul edilir. Ne kadar hazin bir tablo değil mi? İnsanın insanı maddi, hegemonik, hedonik hedefleri uğruna giyotine sürdüğü bu vahşi tabloda hangi insanlıktan ve barıştan bahsedilebilir ki? Neyin kutlaması yapılır 1 Eylül ve 21 Eylül tarihlerinde? Savaşlarda yaşamını yitirmiş  ve yitirmekte olan asker, sivil, yaşlı, kadın, engelli ve çocukların hatırasının anması mı yapılır yoksa nekrofillerin fantastik (!) ölüm kurgularının galası mı? Bir daha savaş olmaması için İnsanlık Sözleşmesi mi yapılır yoksa yarın kıvılcımı ateşlenecek olan savaşın provası mı? 20. yüzyılı insanlık tarihinde, dünya savaşlarından mütevellit “İnsanlığın Öldüğü Asır” olarak kabul etsek yeridir çünkü I. Dünya Savaşında yaklaşık 15 milyon, II. Dünya Savaşında ise yaklaşık 70 milyon asker, sivil, genç, yaşlı… insanın yaşamını yitirdiği kaynaklarda zikredilmektedir.  Milyonlarca insanın sakat kalması, zorunlu göçe tabi olması da vuku bulan savaşların sosyolojik sonuçlarıdır. Bu ağır/kahreden bilançoya bakınca, 20. yüzyılı insanlık tarihinin en utanç verici, en trajik, en talihsiz yüzyılı olarak ilan edebiliriz. Dünya Savaşlarının dışında, yaşanan ülkeler arası ve ülke içi savaşların faturasını da 20. yüzyılın dosyasına eklediğimiz zaman bu menfur asrı “Lanetli/Kara Asır” olarak isimlendirmek mübalağa olmayacaktır.
   21. yüzyılın başlarını yaşadığımız şu günlere değin 20. yüzyıldaki kadar büyük bir insanlık faciası/ayıbı/trajedisi yaşanmamasına rağmen, içinde bulunduğumuz yüzyılın da Küresel Barış umutlarını söndürecek fırtınalara sahne olduğu ortadadır. 2003 yılında BM’ler hukukuna tamamen aykırı bir şekilde ABD tarafından Irak’ta başlatılan savaş sonrasında yaklaşık 1 milyon insanın hayatını kaybettiği ifade edilmektedir. 2011 yılında Suriye’de cereyan eden ve halen devam etmekte olan iç savaş sürecinde de 210 binin üzerinde insanın öldüğü bilinmektedir. Dünyadaki egemen güçlerin/askeri teçhizat üreten şirketlerin; kendi kazançlarını maksimize etmek, global sermayeden en büyük parçayı almak, dünyanın tüm kaynaklarına hakim olmak gayesiyle tertipleyerek, film seyretme keyfiyle izledikleri bu savaşların en büyük mağduru sivil, masum, mazlum insanlar olmaktadır. Savaşlar arkasında, ölen insanlara ek olarak binlerce yetim, sakat, tecavüze uğramış, mülteci birey bırakmaktadır. Belki de ölenlerin şükrettiği ölmeyenlerin ise “Neden ölmedik? Keşke biz de ölseydik.” diye figan ettiği bir insanlık dramı yaşanmaktadır, bu topraklarda. Hayatı kucaklayan değil hayata küsen kişilerin sayısı artmaktadır her geçen gün. Vahşi Kapitalizm canavarının makyevelist ve pragmatik fantezileri uğruna mazlumların canı yanmaya devam etmektedir. Suriye, Irak, Mısır, Doğu Türkistan, Afrika, Filistin… gibi saymakla bitiremeyeceğimiz bölgede fertlerin ölümle kol kola gezdiği hayat koşulları mevcuttur.
Uluslar arası ilişkiler alanında kullanılan bir kavram vardır: Dehşet Dengesi. Dünya üzerinde stoklanmış nükleer, biyolojik, kimyasal ve konvansiyonel silahların tamamı dünyayı yok edecek düzeydedir. Silahın devreye girdiği bir III. Dünya Savaşı, insanlığın sonunu getirebilecek etkiye sahiptir. Bu nedenle halihazırda dünya üzerinde yaşanan savaşlar local bölgelerde, tek devlete karşı birleşen çıkar ittifakları şeklinde veya enformasyon, ekonomi alanlarında, siber nitelikteki kripto harpler/hamleler olarak yürütülmektedir. Buna rağmen, savaşların ortaya çıkardığı dramatik manzara nedeniyle, insanları üstünde barındırmaktan haya eden dünya, Dehşet Kıvılcımına/Patlamasına neden olabilecek bir savaştan da kurtulabilmiş değildir. İsveç Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI), yayınladığı bir rapora göre 2013’lü yıllarda dünyadaki askeri harcamaların toplam maliyeti 1 trilyon 747 milyar dolardır. Yani insanlık Dehşet Patlamasını ortadan kaldırmak için değil de Dehşet Patlamasına hazır olmak için var gücüyle çalışıyor. 1/21 Eylül Dünya Barış Gününde barış demeçleri veren dünya liderleri, küresel dünyanın sahip olduğu bu hazin tabloyu tersine döndürecek adımlar atmaktan ziyade bu tablonun devamına neden olacak stratejiler izliyor ve politikalar geliştiriyor. BM, günahsız çocukların ölümlerini engelleyemeyecek kadar pasif bir küresel organizasyondan ibaret, çoğu zaman tarafgir tutumlar takınarak yaşanan vahşetler, acılar, bunalımlar karşısında üç maymunu oynuyor.  Dünya liderlerini ellerinde misket gibi oynatan silah sanayisinin baronları da üretmiş oldukları silahların sıcak/nakit paraya dönüşmesi için her türlü taklayı atıyor, manevrayı yapıyor, kandan beslenen yaratıklar misali insan kanını kendi imparatorluklarının gıdası olarak kullanıyorlar. Barış Günü geldiğinde şirin barış sözcükleriyle dünyaya poz veren kişiler, dünyanın başka bölgelerinde insan kıyımını devam ettiriyor, barış tekerlemelerinin içinde savaş komutlarını/çığlıklarını gizlemeye çalışıyorlar. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan boş yere, “Dünya beşten büyüktür.” diyerek, dengesi bozulmuş, adalet mekanizması kilitlenmiş küresel sistemin yeniden yapılanması için Cihanşümul Vicdanı harekete geçirme adına çırpınmıyor. Türkiye, tüm dünyada yaşanan insanlık dramının negatif tesirlerini azaltmak için millet ayrımı gözetmeksizin canhıraş bir efor sergileyen tek ülke neredeyse. Ülkemizin sahip olduğu bu onurlu duruş tarihin her döneminde yüz akımız olarak anılacaktır.
Milattan sonra geçen 2015 yıla, yaşanan demokrasi, hürriyet, bilgi, aydınlanma, hukuk, çağdaşlaşma evrelerine rağmen yaşlı/yorgun dünyamızda insanların umutları/sevgileri/hayalleri kemirilmeye devam ediyor. Yüreklerimizde açan barış çiçekleri nekrofillerin ürettiği nefretin, şehvetin, şanın yaydığı radyasyonlara maruz kalarak soluyor. Analar her güne bir öncekinden daha ümitsizce, daha kaygılı bir şekilde uyanıyor. Oysaki dünyamızın sahip olduğu potansiyel varlıklar, tüm insanları barındırmaya/doyurmaya/mutlu etmeye yetecek düzeydedir. Paylaşma, kaynaşma, hoşgörü, insanlık kültürünün zayıflamış olduğu, doğal ve yapay kaynakların monopolleştiği bir dünyada maatteessüf varlık krizi yaşanıyor. Nihai olarak da dünyanın bir karesinde insanlar, açlıktan ölürken diğer karesinde obezite ile mücadele ediyor, dünyanın bir havzasında çocuklar sahillerde tozpembe hayat yaşarlarken diğer havzasında daha güzel bir hayat yolculuğu için çıktıkları deniz seyahatinde can verip ceset halinde sahillere vuruyor. Yazıklar olsun böyle bir dünyanın insanlığına ve bu vahşete engel olamayan insanlığımıza… Nereye kadar böyle devam edecektir? Ne zamana kadar insan insanın kurdu olma rolünü fütursuzca sürdürecektir? İnsanlığın yeniden doğması ve dirilmesi için Küresel Vicdan ne zaman harekete geçecektir? Zor değil, olmamalı bunu başarmak. İnsanlık Tarihinin birikimi ve kültürel kapasitesi içinde yaşadığımız kara dünyayı beyaz bir gezegene çevirebilecek yeterliktedir ve küresel vicdanın lokomotif olduğu Yeni Dünya er ya da geç kurulacaktır.
1 Eylül Dünya Barış Günü’ymüş… Bu anlamsız günde küresel savaş tellallarına/senaristlerine/figüranlarına seslenmek gerekiyor. Efendiler, siz şaşalı sahnelerden terennüm ettiğiniz o barış sözcüklerinin anlamını, Siyonist zulmün cenderesinde her gün ölüm kalım mücadelesi veren Filistinli bir çocuğa, bombaların kaldırdığı toprağı üstüne yorgan yapan Suriyeli yetime, inancı nedeniyle hayvan muamelesi gören Arakanlı Müslüman’a, diktatör bir rejimin cellâtlarının kontrolünde nefes almaya çalışan Mısırlı Esmalara, küresel baronların çıkardığı petrol savaşlarında silahın gölgesinde yaşam mücadelesi veren Ortadoğulu Kürtlere, kıyma makinesinden geçirilircesine işkencelere tabi tutulan Doğu Türkistanlı mazlumlara, uşak kaderiyle doğup uşak kaderiyle son nefeslerini veren Afrikalılara, alçakça tertiplediğiniz çıkar savaşlarının yitikleri/kayıpları olan Ehli Kubur’a … sorun. Bakalım 1/21 Eylül Dünya Barış Günü onlar için ne manaya geliyor ve sergilemiş olduğunuz gayri insani tavrı gizlemek için yaptığınız Barış Şebeklikleri mazlum coğrafyaların gariplerine, yaşamlarını yitirmiş kabir sakinlerine neler anlatıyor? İnanmıyorlar süslü yalanlarınıza, güvenmiyorlar uzanan kirli ellerinize, istemiyorlar sizi yokluk içinde Hayat Destanı yazdıkları mahzun topraklarda… Artık farkındalar onların değerlerini/doğalarını/dünyalarını sömürdüğünüzün…
Sizden tek şey bekliyorlar: “Ne iyi bir savaş vardır, ne de kötü bir barış.” diyen  Benjamin FrankIin’e kulak vererek iyiliğe adanmanızı, “Doğa kanununun birinci ve temel ilkesi barışı aramak ve sürdürmektir.”  diyen Thomas Hobbes’a sağduyunuzu açmanızı, “Barış tacı, saltanat tacıyla kıyaslanamayacak kadar güzel ve değerlidir.” diyen Epicure’e itimat etmenizi, “Barışı sevin, kini ve kavgayı bir tarafa atın; çünkü bunlar bütün kötülüklerin anasıdır.” diyen A. Tscherming’in sözüyle zihninizin karanlıklarını aydınlatmanızı, “Barış, savaştan her zaman daha iyidir; çünkü barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömerler.” diye feryat eden Krezüs’ün feryadıyla uyuyan insanlığınızı uyandırmanızı, “Kendinizden başka kimse, size barış getiremez.” diyen R. Waldo Emerson’un telkiniyle özeleştiri yapmanızı, “Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk; kardeş olarak yaşamayı…” diyen
Martin Luther King’in şuurları eriten aforizmasında yıkanmanızı, “Kötü bir barış, iyi bir savaştan daha iyidir.” diyen Puşkin’in barış bildirisinde istikrar kılmanızı, “Barış, hükümlerin en güzelidir.” diyen
Mecelle’nin sevgi pınarından içtiğiniz suyla yenilenmenizi, “Yemin ederim ki dünyanın bütün toprakları, bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.” diyen Cemil Meriç’in aydınlık ufkundan nasiplenmenizi, “Kim, bir insanı daha evvel öldürülen bir kişi karşılığında veya yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarma suçu gibi bir sebebe dayanmaksızın haksız yere öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de, bir kişinin hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” diyen Kur’an’ın evrensel buyruğunda hayat bulmanızı dileyerek işgal ettiğiniz, sömürdüğünüz, Kast Sistemi inşa ettiğiniz vatanlarından çıkıp gitmenizi, kendi kaderlerini Allah’ın inayetiyle tayin etmeyi umuyorlar, diliyorlar ve dilemeye devam edecekler.
Efendiler, sizin Yalancı Barış Hikâyelerinizi dinlemeye ihtiyacı yok bu coğrafyalarda yaşayan mazlumların. Siz onların göklerinde kanat çırpan Barış Güvercinini vurdunuz. Suçlusunuz ve bu suçtan arınıp hakkını gasp ettiğiniz gariplerin haklarını teslim etmediğiniz sürece(ki etmeyecek ve edemeyeceksiniz) suçlu kalacaksınız ve gün gelecek Mahkeme-i Kübra’da kendileriyle dalga geçtiğiniz, alay ettiğiniz, kanından/gözyaşından nemalandığınız o mazlumların önünde diz çökeceksiniz. Affedin bizi diye yalvaracaksınız. Keşke toprak olsaydık da bu günü görmeseydik diyeceksiniz.  O gün sizin Küresel Kast Sisteminizin Kanunları değil Yüce Rabbin Mutlak Ahkâmı geçerli olacak. Ne hiç kaybetmeyeceğim sandığınız saltanatınız/mallarınız/makamlarınız ne de şarıl şarıl riyakârlık akan maskeleriniz bir fayda etmeyecek o gün… Katran vasıflı iğrenç planlarınızda boğulacaksınız. Dünya Barış Günü’ymüş… Olmaz olsun sizin sahte Barış Gününüz… Unutmayın barışı yaşamak ve yaşatmak, her insana nasip olacak kadar hafif bir kazanım değildir.


ahmetpekiyi@gmail.com
https://twitter.com/pekiyiahmet
 
 
YORUM BIRAKIN
YORUMLAR  ( 0 Yorum )
Habere hiç yorum yapılmamış
BENZER HABERLER
Yeni Türkiye'ye Hoşgeldiniz
Siyaset kurumunun en mühim vazifelerinden biri de toplumsal değişimi ve dönüşümü yönetmek/sürdürülebilir kılmaktır.
Ahmet Pekiyi: Bu savaş kimin?
Yıl 2015. Yeni bir yüzyılın ve milenyumun dibacesindeyiz.
Can Ceylan: Çipras ve Demirel
Yapılan referandum ve bu referandumda çıkan ve bizim Cihangir cemaatini sevindiren “Hayır” sonucunun da hiçbir hükmü kalmamıştır. Bizim Cihangir cemaatinin sevinci yine kursaklarında kalmıştır.
1 Kasım Yalnız Bırakılanların İktidarı Olacak
13 yıllık AK Parti iktidarının ardından, 7 Haziran seçimlerinde sandıktan ‘’koalisyon’’ çıkmıştı. Aslında halk koalisyon istediği için değil, AK Parti’ye ‘’rehavete düştün, kendine gel’’ dersi verdi. 7 Haziran’da sandıktan çıkan sonuca göre AK Parti yine birinci parti oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümeti kurma yetkisini anayasal bir hak olarak AK Parti’ye verdi.
Mehmet Memdoğlu: Topyekûn Mücadele
29 Mart Salı günü, PKK’nın Avrupa’daki yayın organlarından Yeni Özgür Politika Gazetesi’nde, KCK’nın silahlı kanadı HPG sorumlusu Murat Karayılan’ın: “Bahara girdik; eyaletler de artık destek sunmalıdır. HPG artık devreye girmeli. Ancak bu devreye giriş HPG’nin şehirlere girmesi biçiminde olmamalı. HPG, Kürt gençlerinin YPS adıyla örgütlenip şehirlerde yürüttüğü öz savunma direnişini dağdan destekleyecek" açıklamasına yer verildi.
Güldalı Coşkun: Ne uğruna bunca cinayet
Ortak amaç ise, Erdoğan ve AK Parti'nin gitmesi. Sanırım bu tarihe geçecek bir talep olacak.
AVUSTURYA'DAN SIĞINMACILARA ASKERİ SET
KERRUBİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI
ABD'DEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
BM GENEL SEKRETERİ'NDEN KUZEY KORE AÇIKLAMASI
İNGİLİZ BAKANDAN 'TÜRKİYE' AÇIKLAMASI
TİLLERSON'DAN KİM JONG UN AÇIKLAMASI
VENEZUELA HALKI ABD'NİN 'ASKERİ MÜDAHALE' İMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
TRUMP'TAN IRKÇILIK AÇIKLAMASI
İSRAİLLİ DERNEKTEN AL JAZEERA'NIN KAPATILMASINA TEPKİ
ÇİN'DEN BMGK'NIN YENİ KUZEY KORE KARARINA TEPKİ
DUTERTE: İNSAN HAKLARI MI? CANI CEHENNEME!
MISIR'DA BOMBALI SALDIRI