Mustafa SÜS/SİVİL DÜŞÜNCE
Milli Eğitim Bakanlığının son günlerde açıkladığı Sözleşmeli Öğretmenlerle ilgili, haber bültenlerinin “müjdeli haber” olarak geçtiği konuya değinmek istiyorum.
Maliye bakanlığı olur verirse, sözleşmeli-kadrolu ayrımı ortadan kaldırılacak, aşama aşama tüm sözleşmeli öğretmenlerimiz kadroya alınacak.
Haberin özü bu şekilde.
Tabii ki okullarda kadrolu-sözleşmeli ayrımı olmasın, tabii ki aynı işi yapan öğretmenler arasında kategori bulunmasın. Çalışma barışı belli bir zaman sonra derinleşir ve işler sarpa sarar böyle durumlarda.
Asıl değinmek istediğim konu bu değil.
Hükümet, işbaşına gelirken, yeni bir personel yasası çıkartmayı ve bu yasa çerçevesinde, çalışanların yaptıkları işe göre değerlendirilmesi, az çalışanla çok çalışanın ayırt edilmesi gibi düzenlemeler yapılacağını söylüyordu.
Bu devrim niteliğinde bir düzenleme olacak, çok çatlak ses çıkmasına rağmen bir süre sonra insanımız buna alışacaktı.
İşin özünde, bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek vardı.
Sonra ne olduysa oldu, aşırı muhalefet ve içten içe homurdanmaların etkisine kapılarak, bu yasa rafa kaldırıldı.
İşte o zaman anlaşıldı ki, idare-i maslahatçı düzen ve buna ayak uyduran bir hükümet görüntüsü hâkim oldu.
İnsanımız demek istedi ki: “Biz ne kadar çalışırsak çalışalım, bize aynı parayı verin, çalışkan, yetenekli, daha çok iş gören insanlardan hiçbir farkımız kalmasın.”
Velilerin okul idaresiyle iletişime geçip, öğretmen seçmelerinden, sınavlarda başarısız olan öğrencilerinin geleceği ile olumsuz sonuçlar alınca gocunmayan insanımız, bu yasaya şiddetle karşı çıktı.
Milli Eğitimde çalışan öğretmenlerin, özel bir kurumda öğretmen olmaları durumda, kaç tanesi ertesi sene sözleşmesini yenileyebilir? Bunu öğretmenden önce bakanlığımızın çok iyi düşünmesi şarttır.
Kimse karnından konuşmasın, bu ülke gerçekten bir yerlere gelecekse, eğitim camiasının kendisine çeki düzen vermesi gerekmektedir.
Hiçbir suiistimale meydan vermeden, hiçbir siyasi amaç ve çıkar gözetmeden, öğretmenlerin performansına bakarak, her iki yılda bir mutlaka sözleşme akdini yenilemeleri gerekmektedir.
Vatanseverlik öyle lafla olmuyor. Bu çocukların alamadığı eğitimden, başta bu ülkenin başbakanı olmak üzere, bakanından, müsteşarına, sendikalarından, derneklerine, okul idaresinden, öğretmenlerine kadar herkesin payı vardır.
Özelleştirmeye karşı çıkan zihniyetin asıl amacının ne olduğu saklanamaz bir gerçek. Yatarak, sırtını devlete dayayarak maaş almış, özelleşince kendisine iş sağlanamayacağından korkan bir zihniyettir bu.
Bu zihniyet artık devleti ve milleti sömürmekten vazgeçmelidir. Çocuklarımızın hak ettikleri eğitimin verilmesi konusunda herkes elini taşın altına koymalı, koymazsa da çıkıp, neden biz bilim ve ilim adamı yetiştirmiyoruz diye efelenmemelidir.
Yangını söndürmeye giden itfaiyenin tekerini patlatan muhalefet ve medya, bir takım çalışma azmi olmayan insanımız ve sadece özlük hakları ve ücret konusunda kafa yoran sendikalar, bu konuya eğilmeli sonra işler yolunda gitmeyince de iyi niyetle yola çıkan hükümeti eleştirmemelidir.
Eğitim çalışanları, sicil notu ve yılda bir müfettiş denetimi ile eğitimde başarı sağlayamaz. Yasalarla desteklenmeyen, az çalışanla çok çalışanı ayırt etmeyen bir devlet eğitimde başarıyı yakalayamaz.
Eğitimde başarıyı yakalayamayan bir ülke de hiçbir alanda başarı sağlayamaz.
İktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla, eğitim çalışanlarıyla, gelin hep birlikte bu konuya eğilelim, hiçbir çıkar gözetmeden, çocuklarımıza güzel bir gelecek hazırlayalım.
Meraklısına Not: Ben öğretmenlikte başarı sağlayamadığımı anladığım için öğretmenliği bıraktım.
|