mazhar @ sivildusunce.com
Son günlerde siyaset ve sanat dünyasından kişilerin sosyal medyada çok kısaca dile getirdikleri görüşlerine söylenen sözün ağırlığından ve öneminden çok daha katı ve agresif bir tepki gösterilmektedir.
Mahsun Kırmızıgül, ağırlığı ve ufku bakımından dikkate alınacak bir aktör olmadığı bilindiği halde yazdıklarına son derece orantısız bir tepki gösterildi.
Akademisyenlerin terörü meşrulaştıran bildirisine de çok büyük bir reaksiyon gösterildi.
Çözüm süreci başlayabilir mi, müzakere masası kurulabilir diyenlere de çok yüksek sesle itiraz edildi.
Ez cümle PKK’nın Haziran seçimlerinden sonra kanlı eylemlere başlaması ile toplumun Kürtlere, Kürt meselesine, teröre ve ilgili konulara karşı tepkisinde ve bakışında büyük bir değişimin olduğu görünmektedir.
Peki görece daha büyük bir hoşgörüye sahip olan bu toplum nasıl ani bir değişime uğradı? Bir twite bile tahammül edemez bir hale nasıl ve niçin geldi?
Toplumumuz geçmişte son derece geniş bir tolerans bandına sahipti, ne oldu da bu engin gönüllü olma durumundan vazgeçti?
Öncelikle şunu belirteyim, ben toplumumuzun bugün terör ve terör üst başlığındaki konulara son derece doğru ve yerinde bir tepki gösterdiğini düşünenlerden birisiyim. Ne o bildiri bir özgürlük çağırısı idi ne de Mahsun’un mesajları “hümanist” duyguların zapt edilmez dışa vurumu.
Bu tepkilerin bazı çevrelere son derece abartılı veya orantısız gibi görülmesinin asıl nedeni şimdiye kadar gereğinden fazla bir tahammülün gösterilmiş olmasındadır.
Esasında terörün kardeşliğimizi zehirleyen bir virüs olduğu bilinmektedir. Toplum bunun nasıl bir bela olduğunun da çok iyi farkındadır.
Türkiye toplumunun kahir ekseriyeti, kardeşliğimizi zehirleyen bu kanlı virüsün temizlenmesi için pek çok kere sessiz kalmayı tercih etti.
Toplum, HDP/PKK’nın şımarıklıklarını görmezden geldi.
İnsanlar çetenin derebeyliğine sessiz kaldı.
Devlet, niza çıkmasın ve kriz derinleşmesin diye elini zor tuttu.
Kürtler bile devletten, bedel ödediğini söyleyip her gün onlardan yeni canlar isteyen dağdaki bu çetenin artık çocuklarına karışmaması için pervasızlıklarına rağmen bunları memnun etmesini beklediler ve istediler.
Esasında tüm bu “tahammül edenlerin” ortak bir özelliği vardı. Hepsi de sayın Cumhurbaşkanına inanıyordu ve bu meseleyi tıpkı onun inandığı gibi “kardeşlik hukuku” ortak paydasında çözeceğine inanıyordu.
Kısaca tüm Türkiye kamuoyu, herkes ama herkes bu haddini ve sınırını aşan kişilere ve can sıkan konulara, örgüt uzantısı olan siyasilere ve diğer bileşenlerine sırf Recep Tayyip Erdoğan’ın hatırı için tahammül etti, ediyordu.
Erdoğan’ın kavga ile değil kardeşlik ile çözelim önerisinin gereğini herkes kendi duruşu ve konumu açısından yerine getirmeye çalıştı ve çalışıyordu.
Ne zaman ki sn Cumhurbaşkanı bu işten desteğini çekti tüm tahammül alanları ve gerekçeleri aniden buharlaştı.
Bundan sonra hiç kimse, kamu görevlileri de dahil, örgütün ve bileşenlerinin sınırları aşan hiçbir sözüne ve hareketine tahammül edemeyecektir. Aynı zamanda örgütü ve onun bileşenlerini kollayanları da haklı olarak aynı kefeye koyacaktır.
Bu tahammülü zorlayan girişimleri anında bastıracaktır.
Hiçbir özgül ağırlığı olmayan birisine sert bir tepki gösterilmesinin asıl nedeni daha önce sınırların gereğinden fazla zorlanmış olmasıdır.
Bir twit’e bile tahammül edecek halimiz kalmadı…