atilla @ sivildusunce.com
 

Millî Piyango’nun bu yılbaşı çekilişindeki büyük ikramiyesinin geçen yılkine göre yüzde on artırılarak 55 milyona çıkartılması bilet satışlarını patlattı. Beş yüz milyon liralık bilet satılması ve 289 milyon lira “ikramiye” dağıtılması bekleniyor. Bazı bayiler önünde kuyruklar oluşmakta. Pek çok eve birden fazla bilet girdi. Milyonlarca bilet sahibi umut ve heyecanla biletlerinin kazandığının ilân edilmesini bekleyecek. Millî Piyango’nun sloganı da zaten bize devamlı bunu hatırlatıyor: Size de çıkabilir! Demek ki bize de çıkabilir! Gerçekten çıkabilir mi? 

Şans oyunları tüm dünyada çok yaygın. Bu oyunlarda her katılımcı küçük paralar koyuyor, az sayıdaki kazanan bu paralarla oluşan havuzdan çeşitli miktarlarda kazanç sağlıyor. Ortada gönüllülüğe dayanan bir karmaşık ilişki ağı var. Alan da razı satan da. Kazanan zaten razı ama kaybeden de razı olmak durumunda.

Ülkede muhafazakâr bir hükümet iş başında. Dolayısıyla, kumara resmî bakış hayli menfi. Daha önceki hükümetlerce başlatılan kumarhane açma yasağı AK Parti hükümetleri döneminde ağırlaştırılarak sürdürüldü. Özgürlükçü perspektiften bakıldığına bu yasak yanlış. Bireysel özgürlüğe aykırı. Serbest iradeleriyle kumar oynamak isteyen insanlara hizmet edecek özel sektör kuruluşları açılabilmeli ve işletilebilmeli. Şahsen, muhafazakâr hükümetten bu yönde bir adım beklemiyorum. Ancak, kumara karşı tavırdaki çifte standartlılığa dikkat çekmek isterim. Devlet kumarhane açılmasına izin vermiyor ama kumarı çok daha yaygınlaştıran iddia, piyango, at yarışı gibi işlere engel olmuyor hatta bazılarını bizzat yapıyor/yaptırıyor.

Kumarhane yasağı elbette bir dereceye kadar etkili. Kumar vazgeçilmez tutkusu olanlar değişik yollar arıyor. Bir kısmı yeraltına inerek yola devam etmeye çalışıyor. Bir kısmı dernek -hatta parti- çatısı altında kumar oynuyor, oynatıyor. Bir kısmı ise Kıbrıs’a ve komşu ülkelere düzenlenen kumar gezilerine katılarak kurtlarını döküyor. Hükümet bana soracak olsaydı bazı genel düzenlemeler yaparak kumarhane açılmasına izin verilmesini tavsiye ederdim…

Şans oyunları gözlemlenmeye değer ilginç davranışlar da ortaya çıkartıyor. İstanbul’da Nimet Abla’nın, Ankara’da Ali Haydar’ın, İzmir’de ise Konak ilçesinde satılan biletlerin ikramiye kazanmada şöhreti varmış. Bu yüzden meraklılar, adını doğru koyabilirsek, marka bayilerden bilet alma peşinde. Bazı bayiler resmen sinek avlarken bunların önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Geçenlerde bir Ankara ziyaretinde gördüm, Ali Haydar, Nimet Abla ve Konak biletleri yan yana hatta etrafında kalabalıklar toplanmış aynı bayilerde satılmaktaydı. İstanbul Eminönü’nde ise Nimet Abla’nın önünde oluşan abartısız yüzlerce metrelik müşteri kuyrukları ise gazetelerde haber bile olmakta.

İnsanların tanınmış bayilerden bilet almak için zaman ve enerji harcamasının bir rasyonalitesi var mı? Bu bayilerden bilet alınırsa ikramiye çıkma ihtimâli gerçekten artar mı? Hiç alâkası yok. Bir birey ister Hakkari’den veya Edirne’den, ister Nimet Abla’dan veya adı hiç duyulmamış bir bayiden alsın, biletine ikramiye çıkma şansı aynı. Buna karşılık, sattıkları bilet sayısı arttıkça bayilerin biletlerine ikramiye çıkma ihtimâli kuvvetleniyor. Kim demiş insan pür rasyonel bir varlıktır diye!

Müstakbel talihlileri şimdiden uyarmak isterim. Evvelki talihlilerin hikâyeleri büyük ikramiyelerin kazananlara pek hayrının olmadığını gösteriyor. Bir gece içinde zengin olanlar değişen hızlarda eski hayatlarına geri dönüyor hatta daha kötü durumlara düşüyor. Niye böyle oluyor? İkramiyenin akrabaları çoğaltması, organize soygun çetelerinin iştahını kabartması, çoğu erkek olan talihlilerin lükse ve yeni eş edinmeye düşkünlüğü ve iş kurma teşebbüslerinde başarıya sadece paranın yetmemesi -yani beşerî sermaye eksikliği- acı düşüşlerin ardında yatan ana sebepler.

Evet, bize de çıkabilir, ama kazanılan paranın mutluluk ve refah getireceğinin garantisi yok!


Yeni Yüzyıl