hacer @ sivildusunce.com
Birkaç yıldır gözlemlerim ve artık kendiliğinden içimi acıtarak ortaya çıkan hislerim, beni üzen, hakikaten bu ülkede bir kısım cemaat, sınıfsal yapı, insan, parti bu ülkeyi asla sevmemektedirler. Bunu hem dış olaylar neticesinde hem de iç olaylar neticesinde görmekte ve hissetmekteyim.
Dış olaylar, malum Esad ve İran karşısında kendi ülkelerini ayaklarının altına alanlar. Ülkede, son on yılda yapılan hamlelerle demokratikleşmeyi göremeyenler ama en fazla bu demokratikleşmeden kendileri faydalananlar sanki bu ülkenin vatandaşı değilmiş gibi hep şiddetin, gayrimeşruluğun, bir takım güç odaklarının emrine amade sözler, davranışlar sergilemektedirler.
İnsanların çoğu kötü müdür, bilemem ama babam “eğer insanların çoğu kötü olsaydı başımızı yastığa koyamazdık!” der.
 İçlerinde bir kinle yaşıyorlar. İyi ve doğru olanı göremiyorlar. Hatalardan dönülebileceğini ve bir ilerleme olduğunu yok sayıyorlar. Her şeyi yok sayarsanız barış olmaz, bir millet olmaz, devlet olmaz, biz olmayız! Devletin hatalarını görenler bu gün demokratikleşme dediler. Barış dediler, çözüm dediler, demokratikleşme dediler.
Bir ülke sabahtan akşama değişmez. . Bir günde tam anlamıyla demokrasi gelmez. Hele hele hem dış, hem de iç güç odaklarının vesayeti altında yıllar geçirniş, demokratikleşme evrimine yeni girmiş, yeni bismillah demiş bir ülkede bir günde hiçbir şey değişmez.
Şiddet hiçbir şeyi değiştirmez. Bu ülkede ölecek çok insan var deyip savaşı sürdürecek çoook zihniyet var! Arayıp da bulmanıza hiç gerek yok!
 İyi şeylerin temelini atan, hatasıyla, sevabıyla bu işe giren ve meşruiyetini yine halktan alanlara karşı fütürsuz küfürler nefretlerle hiçbir yere gelemezsiniz. Hiçbir şey tek taraflı değildir. Silahtan güç aldık, meşruiyet kazandık diyenler barışa oturamayanlar, barış sürecini tek taraflı görenler, dedim ya ‘bu ülkede ölecek çok insan var’ diyen politik görüşler hiç de az değil, tabanları da iştahlı.  Yani size de el insaf diyorum! Hangi vesayeti, hangi vesayetçiyi demokrasiye tercih ediyorsunuz onu da bilmiyorum! Bir kibir midir, bitmek tükenmek bilmeyen bir nefret midir? Bilmiyorum ama bu gidişiniz sizlere hayır getirmez. Yiğidi öldürün ama hakkını verin diye bir söz vardır. Bu da barışın temelidir. İlk adımdır.
Bu ülkeyi kendi vesayetleri altında gören  güçlü sınıflar, güç odakları, halkı adam yerine koymayanlar, sanki halkın acısının yanındaymış gibi, demokrasinin yanındaymış gibi iktidara karşı kullananlar… Berkin Elvan ve asla diğerleri, halkın iyiliği ya da kötülüğü hiç umrunda olmayan güç odakları, sırf iktidara karşı her şey gibi onu da kullandılar. Onlara çok kullanışlı geldi. Ama her şeyin bir sonu var.
Biz onların ırkçılıklarını, işçiden, emekliden, garibandan yana olmadıklarını çok iyi biliriz. Onlar için, vesayetlerinden kurtulmaya çalışan halka karşı her  şey kullanışlıdır. Kullanışlı olduğu müddetçe de pek ölü sevicidirler. Ülkenin refahı, kurtuluşu, halkın sağlığı, ekonomisi, mutluluğu, demokrasisi hiç umurlarında değildir. Onların gazetelerini, yayın organlarını yıllarca takip edenler,onların gazetelerinde attıkları ırkçı, vesayetçi  başlıkları çok iyi bilirler. Onlar vatanlarını sevmezler, Ülkelerini sevmezler. Ülkeleri gelişsin istemezler. Hayret!
Berkin Elvan’ın davasının savcısına dün nefret söylemleriyle ciğerlerindeki safraları akıtanlar, sizin de yatacak yeriniz yok! İçinizde nasıl bir nefret, kin, azgınlık tohumları vardır ki ruhunuzdaki bu kötülüğe üzülmemek imkansız! Kalbiniz kararmış! Rehin alınmış bir savcıya, hayatı her an tehlikede olan bir savcıya karşı terör örgütü elemanlarına “savcının başına kurşunları boşalt…” diyen sosyal medya canavarları, sosyal medya katilleri, bu ülkeyi asla sevmediniz, sevmeyeceksiniz, sevecek yürek de yok sizde! Savcıya umduğunuz gibi, şehvetle, arzuyla, parmaklarınızdan kan akıtarak tuşlara basıp, nefret söylemlerinizi istediğiniz gibi terör örgütü üyeleri  gerçekleştirdi. Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın kafasına ve kalbine üçer beşer boşalttılar dom dom kurşunlarını!