huzun @ sivildusunce.com
Çoğu zaman sevecen bir insanim. Fakat ara sıra cebimde taşıdığım yumruğu dışarı çıkarıyorum. Önüme çıkana öfke ile bağırmak istiyorum. Bazen sinsice etrafımdakilerin bir hatalarını bekliyorum. Sağ olsunlar pek de bekletmiyorlar. İnsan isteyince kızacak bir şey buluyor.

Gecen metroda tam yazıma devam edeceğim - ki ben romanımı metroda yazıyorum ve diyebilirim ki tek yazabildiğim ortam metro - karşı koltukta orta yaşlı, bankaci kılıklı bir adamın kulaklıkla dinlediği fakat taa benim koltuğa kadar gelen ve beni yazamayacak kadar rahatsız eden müziğini duydum. Hay mina kodugum kavati, yaşından utan bari diye iyice gözlerimi diktim adama. Fakat beni görmedi, elinde sübyan tipi bir cep telefonu ile oynuyor geri zekâlı. Seslendim, beyefendi müziğiniz çok gürültü yapıyor diye. Duymadı tabii ki o kadar açmış sesi ki... Yanında oturan kadına seslendim, dedim su adamı bir dürt, bir şey diyeceğim ona. Kadın dediğimi anında yerine getirdi. Adam kadına bakınca o da beni işaret etti ve bizim bankacı yavşak bana döndü. Dedim, müziğiniz çok gürültü yapıyor, onu biraz kısar misiniz. Dedi, ne olmuş sanki, metro da gürültü yapıyor. Te Allam, cevaba bak. Düşündüm, kalkıp dövsem mi diye. Sonra vaz geçtim, benden çok büyüktü. İyice gözlerine bakıp alaylı bir gülümseme ile, ben sizden rica ediyorum, şunun sesini lütfen kısın, dedim. Kesti, fakat ben hovumu alamadım.

Tabii böyle olaylar olur, sorun bunda değil de, sorun bende. Kendimi bir analiz edeyim dedim. Nereden geliyor bendeki bu öfke? Tam kendimi analiz edeceğim, analize takıldım. Analizde ana var, annemden mi başlamalıyım. Çocukluğumdan kalma bir öfke bu. Annem babam olduğu halde onlarsız gecen senelerden mi kalmış? Bizim Almancılar öyle yapardı, doğurup doğurup Türkiye’ deki akrabalarda büyütürlerdi çocuklarını. Sonra senede bir Mercedesleriyle gelip hal hatır sorar, muz ve çikolata getirir, tatil sonrası arkasında tuvalet kâğıdına örülmüş dansöz kızlı arabalarına binip giderlerdi. Sonrada evlatları onları siklemediğinde, seni doğuracağıma tas doğursaydım diye ağıt yakıp gözyaşları dökeler. Dua edin ki sizle hala konuşuyorlar.

Analizime devam ederken ki hala ana kısmındayım, bir hadis aklıma takıldı. Çocuğun cenneti annesinin ayakları altındadır (güya hadismiş, bizim evde bu çok söylenirdi). Evet, bu çok doğru fakat çoğumuzun anladığı gibi değil. Çocuk anne ve babasını sevmeye mahkum edilmiştir, başka bir seçeneği yoktur, demek istiyor bu söz. Anne ve babanın ise çocuğa karşı sevgisinde hep bir seçeneği vardır. O çocuğunu sevmeyebilir de, başka şeyler çocuğundan çok önemli olabilir de. Ölmeden önce çocuklardan mutlaka en az bir kere helallik almak gerek.

Su analizi de bitiremedim bir türlü diye devam ederken, anadan topluma geceyim dedim. Büyüdüğümüz toplum zaten hep analizle hareket eder. Bir başladılar mi anadan girip, sülaleden ilerleyip taa ebeye kadar uzatırlar analizi. Bir kendilerini yapmayı beceremezler, aynen benim gibi.