mazhar @ sivildusunce.com
Geçtiğimiz hafta CHP ve HDP’nın kongreleri yapıldı. Her iki partiyi sol ortak paydasında değerlendirmek mümkündür. Zira her ikisi de “sol” ortak paydasında, ancak faklı yaklaşımlara sahip olduğu iddiasındadırlar.
Kabaca birisi kendini liberal sol, diğeri de klasik-Ortodoks sol olarak tanımlıyor.
Herhangi bir değişikliğin olmasını bekleyenler var mıydı bilmiyorum ama ben baştan beri her ikisinden de umutlu değildim ve sonuç tam da düşündüğüm gibi oldu. Söylemlerde hiçbir değişim olmadı. Yeni dünyada nasıl bir vizyon sahibidirler bilmiyoruz. Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor toplumlar değişiyorlar ama sol değişmiyor.
İlginç bir ironi olsa gerek, değişimi kutsayan bir ideolojiye inandığını iddia eden siyasi aktörlerin değişmeme konusunda ki kararlılıkları çok dikkate değer bir konudur.
Peki niçin değişen bir durum yok?
Çünkü genelde sol ideoloji netameli bir sosyolojik dönüşüm hedeflemiş bulunmaktadır ama bizim ülkedeki solcularda üstelik bu ideoloji de yok bu ideolojiye karşı bir inançta yok, yani ideolojinin esamesi bile okunmaz.
Kendi dayatmalarına ideolojik bir kılıf giydirmeyi marifet sayan bir guruh ülkede siyasete vaziyet etmeye kalkışmış durumdadır. Buradan da bu ülkede niçin bir muhalefetin olmadığını da görebiliyoruz.
Adamlar kendilerine referans olarak seçtiklerini iddia ettikleri metinlerden bile habersizler.
Bundan dolayı da ülkede siyasetin kalitesini arttıracak bir muhalefet yoktur. Çünkü ideoloji yoktur. Çünkü kendi ideolojilerine samimiyetle inanan bir kitle de yoktur.
Her iki solun da tek bir özelliği var bugün, AK Partiye ve sayın Cumhurbaşkanına hakaret etmek ve küfretmektir.
Her iki parti de ancak husumet ve kindarlık üretiyorlar. Cazgırlık yaparak bu kötülüklerini muhataplarının üzerine yıktıklarını düşünüyorlar.
Bunların her ikisi de hem oy aldıkları insanlara hem de içinde yaşadıkları topluma karşı samimi değildirler. Bırakın toplumu, hayat felsefesi olarak gördükleri metinlere karşı bile samimi değiller.
Kaç tanesi Marx’ı okumuş bilmiyorum, kaç tanesi Manifesto’ya göz atmış emin değilim. Kutsalı olmayan bir zihniyet var karşımızda.
Oysa Marks’ın metinlerinin ve iddialarının kendine göre bir bağlamı ve kıymeti var ve o fikirlerin takipçilerinin de bir duruşu olur ya da olurdu.
Sol ideoloji, insanın hayatında önemli bir değişime neden olabilecek bir potansiyele sahip olmasına rağmen bizdeki solcuların hayatında değişen tek şey içinde yaşadıkları topluma küfretmektir.
Marshall Berman, Marksizmle Maceram adlı kitabında Komünist Manifesto ile ilgili hayatında duyduğu en güzel hikayeyi Hans Morgenthau’dan dinlediğini söyler. (Bu hikayeyi bana da Üstadım Ahmet Çiğdem vaktiyle anlatmış ve bu sayede ben de söz konusu kitabı okumuştum) Morganthau’nun babası Birinci Dünya Savaşı'ndan önce Bavyera'da bir işçi mahallesinde doktorluk yapmaktadır. Çocukluğu burada geçen Morgenthau’nn babası çoğunlukla onu da yanında hasta ziyaretlerine götürürmüş. Madende çalışan işçilerin çoğu bulaşıcı hastalıklardan ölmektedirler. Henüz tedavisi bulunmamış olan Verem en çok ölüme neden olan hastalıktır. O zamanlar hiçbir çaresi olmayan bu hastalık karşısında hekimlerin elinden gelen tek şey, hastaların hiç değilse onurlu bir biçimde ölmelerine yardım etmekmiş. Baba Morgenthau hastalarına son arzularını sorduğunda, işçilerin çoğu öldüklerinde Manifesto'yla birlikte gömülmek istediklerini söylüyormuş. Rahibin gizlice ölü odasına sızıp da ellerinin arasına Manifesto yerine İncil'i sokuşturuvermemesine dikkat etsin diye hekime yalvarıyorlarmış.
Kendi hayatlarına yön verdiğine inandıkları metne böylesine sadakat duyanların son vasiyetine uyulmasına gayret eden doktor kadar başkasına değer vermeyen bu solculardan siyaset kurumuna bir fayda gelmeyeceğini daha nasıl anlatabilirim ki?




Prof.Dr. Mazhar Bağlı
25. Dönem AK Parti Şanlıurfa Milletvekili