mazhar @ sivildusunce.com
Kıyasıya yanıldılar bu çağda (İ Özel)
Geçen gün Boğaziçi Köprüsünde İntihar girişiminde bulunan bir adamı polisler tam ikna etmek üzereyken köprüden otomobille geçen bir kadının (yanında bir arkadaşı ile birlikte oradan geçerken) aracın camını açarak, "Senin yüzünden trafikte saatlerdir bekliyoruz. Atlayacaksan atla" diye bağırarak küfür ettiği ve bunun üzerine adamın atladığı haberlerini sanırım çoğunuz okudunuz.
Bu olayda benim en çok dikkatimi çeken adamın intihar etmesinde önemli bir tetikleyici rol üstlenen söz konusu kadınların tutuksuz yargılanmalarıdır. Ben hukukçu değilim, bu kişilerle ilgili yargı sürecinin ne olduğunu ve eldeki delillerin de neler olduğunu bilmiyorum ama İntihar girişimleri kişilerin en nazik oldukları anlardır ve bu sürece müdahale etmek hem hukuken hem ahlaken hem de psikolojik olarak asla doğru değildir.
Haydi işin ahlaki ve psikolojik boyutunun bir yaptırımı olmayabilir ama bu konunun hukuki bir boyutu var. Her ne kadar bugüne kadar hiç işletilmemişse de Türk Ceza Kanununda “Kişiyi intihara yönlendirme suçu” diye tanımlanan bir cürüm var. Ve gerçekten de son derece olması gereken bir yasal düzenleme. Bir kez daha altını çizerek söylüyorum, hiçbir maddi veri sahibi değilim, zanlıyı peşinen mahkum etme niyetinde de değilim. Ancak İntihar üzerine akademik anlamda çalışmış birisi olarak söylüyorum intihar girişimi anı çok kritiktir. Dışarıdan müdahale affedilir ya da kabul edilebilir bir durum değildir.
İntihar girişimlerinin gerçekleştiği anlarda mümkün olduğu kadar üçüncü bir gözün orada olmaması gerekir. Görevli polis-psikolog veya girişimde bulunanın görmek istediği kişilerden başkasının asla müdahil olmaması gereken bir süreçtir.
Zaten intihar büyük oranda kişilerin normal yaşamlarında baş edemediği olayları, olguları veya aktörleri cezalandırmak amaçlıdır. Birilerine hayatı ile mesaj verecek kadar bunalmış olmak demektir. Hayata radikal bir meydana okuma biçimi olarak da intiharı görenler var. Bu özelliğinin dile getirilmesinden dolayı onu kutsayan bir anlayışa işaret ettiği de tartışılmaktadır.
Türkçedeki intihar kelimesi Arapça “nahr” dan gelmektedir. Kuranı Kerimde kelime Kevser suresinde geçer. Kurban için kullanılan bir ifadedir. Normal kesim için boğazlamak anlamında olan “zebh” kullanılır.
“Nahır” kelimesi boğazına vurmak, boğazlamak, kurban etmek ve tam zamanında yapmak, kesmek suretiyle kurban etmek demektir ve aynı zamanda göğsün boyun tarafına gelen boğaz çukuru anlamına da gelir. Kendi varlığını kurban etmek demektir.
Öz Türkçeciler “öz kıyım” ifadesini kullanırlar.
İngilizcede ise intihar için kullanılan “suicide” kelimesi, latince kökenli olup aslı “suus-cida”dır. Latince “suus”, kişinin sahip olmaklığı, “cida” ise, öldürücü, öldürmek, kesmek anlamındadır. Nitekim kavram, genelde kişinin kendi isteğiyle bilerek hayatına son vermesi anlamında kullanılmaktadır.
İntihar, birçok disiplinin ilgilendiği en karmaşık konular arasında yer alır. Kuşkusuz kişilerin hangi durumlarda hayatına “kast ettikleri”nin anlaşılması, hayatı “değerli” ve “yaşanılabilir” olarak görenler için önem arz eden bir durumdur fakat, burada asıl ilgi; hayatın veya varolmaklığın temel kurgusunun zedelenmesine giden “meşru bir yol”un hangi durumlarda ve hangi mantıksal gerekçelerle kurulduğu veya kurulabildiğidir. Çünkü burada varlığın bizzat kendisine yönelik yok edici bir tehdit içerebilen herhangi bir metodoloji kendine özgü yeni anlamlar da üretebilecektir. Bu bağlamda “hayatın anlamı” tüm sosyal bilimlerin ortak paydasıdır. Bu bağlamda intihar, hayata karşı yapılan en radikal eleştiri gibi durmaktadır.
Bireyin kendi varlığı ile ilgili soruları anlamsızlaştırdığı durumlarda giderek artan bir trende sahiptir.
Belki de konu, günümüz insanın özüne zıt bir çizgide sürdürdüğü özgürlük anlayışı çerçevesinde ele alınmalıdır. Özgürlüğün, ontolojik temelleri ile epistemolojik temelleri arasındaki kopuşun neden olduğu sarsıntıdır insanı dünyaya tutunmaktan vazgeçiren.
İşin akademik tarafı bir kenara bu ülkede intihar ile ilgili konularda son derece büyük bir savurganlık var maalesef.
İntihar potansiyeline sahip olanların neden etkilendiğini, intiharların nasıl model alındığını ve intihar girişimlerinin ne anlama geldiğini bilmeyen bir toplumda yaşıyoruz.
İntihar çok kolay bir şekilde “bulaşan-yayılan” bir hastalık gibidir. Mümkün olduğu kadar medyada bahse konu etmemek gerekir. Edilse bile asla görsellere, dramatik hikayelere ve bırakılan mesajlara yer vermemek gerekir.
Son olarak, intihar olaylarının en çok yaşandığı İskandinav ülkelerinde konun medyaya yansıdığına şahit olan var mı sahiden?
Başkasının ölümüdür diye uzak duramayacağımız bir ölüm biçimidir intihar. Ama onu doğru okumak sosyolojiye vakıf olmaktan ve insanın değerini bilmekten geçer.