bulent @ sivildusunce.com
SİNEMA-CI/ ŞAİR-ŞİİR/ SANAT-ÇI/ HAKİKATİ ARAYIŞ/ ÖZLEM  VE ACI
 
 Başlarken, evvela hakikate dair şiirsel bir ifade:

 Andrey Tarkovski’ye Selamla, 

‘’Sanatın asıl amacı; insanı ölüme hazırlamaktır!’’

“Sanat Yaratıcının aynadaki cilvesidir. Biz sanatçılar bu jesti tekrarlamaktan, taklit etmekten başka bir şey yapmıyoruz. Bu yüzden, Yaratandan bağımsız bir sanata asla inanmıyorum. Tanrısız bir sanata inanmıyorum. Sanatın anlamı yakarmadır. Bu benim yakarışım. Eğer bu dua, bu yakarış, benim filmlerim insanları Tanrıya yöneltebilirse ne mutlu bana. Yaşamım esas anlamını bulacak. Hizmet etmek. Ama bunu asla başkalarına empoze etmeye kalkışmayacağım. Hizmet etmek, fethetmek demek değildir. “
(France-Culture’ün 7 Ocak 1986 Sayısındaki Andrey Tarkovsky Röportajı)
 
"Bana kalırsa sinema tarihinde sadece şairler kalacaktır. "autheur" sineması şairlerden meydana gelir ve bütün büyük yönetmenler şairdir. Sinemada şair ne anlama gelir? Şair yönetmen kendisini çevreleyen gerçekliği yeniden üretmeden (üretmeksizin), kendi dünyasını yaratan yönetmendir. "Autheur" sineması budur.
("A Poet in Cinema" adlı belgesel filmden) 
 
Sinema Hakkında Manifesto Mahiyetinde Bir Giriş:

* Bir film asla -sadece- bir film değildir…
Kadrajın içine alınanlar ve kadrajın dışında kalanlar -tesadüf değilse-  bizlere bir şeyler anlatıyor demektir…
* Anlamak sanatçının hissesine düşer, açıklamaksa eleştirmenin.
* Sanatçı sanatıyla konuşandır, sanatı hakkında konuşan değil.* Sanatçı yapar ama; çoğunlukla yaptığını açıklayamaz… Bunu yapsa da çoğunlukla kekeler!
* Kişi kendi rüyasını tabir edemez ya da etmez ama;
bence onu dinleyenin / izleyenin  tabire  istidâtı / hakkı  vardır.
Ve bu noktada her film yönetmenin rüyası olarak algılanabilir.
* Film tahlili/okuması; sinemanın(filmlerin) gözünden  hayata bakmak, hayatın gözleriyle de sinemaya(filmlere) bakma girişimidir!
* Bana göre üzerin(d)e kavramsal okuma yapabileceğimiz her film güncelliğini koruyordur.
Bilâhare filmlerin hakikatine ve yönetmene şiirsel bir bakış denemesi : 

SESSİZLİK / KELİMELER / ŞİİR / HAKİKAT / VE SİNEMA 

‘’… Dünyanın bütün hengâmesinde ve gürültüsünde kelimelerini kaybeden insanlık!
Dinle beni: Sessizliğin ve fısıldamanın büyüsünü bozduk.
Bizim’çin sessizlik: Dil hapishanesinden firar etmekti; 
Biz, şehre, çeliğe ve betona tutulduk…
Oysa şimdi içimizden gürültü akıyor,  İçimize gürültü akıyor… 
Konuştukça yanılıyoruz, Konuştukça yanıltıyoruz…
Kelimeleri ziyan ediyoruz. Konuştukça tutukluyoruz, Konuştukça tutuluyoruz…
Hakikati boğuyor gürültümüz…

Ey insanlık, sen kelimelerin oldukça;  Kekelemeye devam edeceksin!  
Bırak da biraz Allah konuşsun! 

Harfi, sesi, sözü birbirine vurup parçalasak da
Birbirimizle  bu üçü olmaksızın konuşsak… 
Dünyanın bu çok konuşan anlamsızlığından
Ah, bir kurtulsak, 
Sonra, sağır ve dilsizler için bir film yapılsa, diyorum.
Gitsek, izlesek, dinlesek, yani; sussak… 
Ama; Bu çağda susmak da gürültülü bir eylem !
Oysa sessizliğimizi seslere bölsek; Belki  de sonsuzluğu duyabiliriz…
Sağır ve dilsizlerin duydukları neydi ?  Ki bizim konuştuklarımızı boğuyor…
Onlar;  Allah’ın sessizliğini dinliyor… Bir çığlık halinde, bir uğultu halinde,
Kulakları maddeye kapalı, mânâya açık…
Sessizliğin sesine gömülmek,
Zamanın yatağında akmak…Açmak bütün düğmelerimizi,
Allah’ın sessizliğiyle kuşatmak, Donatmak bütün gövdemizi…

Çünkü; Çözülsün artık ruhumuz kelimelerin bağından,
Çözülsün duvarlardan, Yanılgılardan, kaygılardan… ‘’  

HAKİKAT SİNEMASINDAN   7  ÖRNEK FİLM


Yedi Samuray – Akira Kurosawa 
Yedi büyük günah,
Yusuf’un yedi kardeşi, yedi kıta, yedi gök, yedi verenler, yedi alanlar…

Yedi’ler…
Yedi güzel adam…
Kötülüğü de iyiliği de derununda saklayan, yedi kat semaya da çıkan, esfel-i safiline de inen o acip mahluk!
O yedilerin yedisi de sensin!
Haberin var mı ?
 
Yedinci Mühür  -  Ingmar Bergman 
 
Çileli bir yol, yorgun bir savaşçı ve umutsuz bir savaş: Haçlı Seferleri !
Hayal kırıklığı, pişmanlık…
Salgın, veba, ölüm ve korku !
Ölümle oyun, yaşam, kurtuluş ve umut ! Ya Rabbi kelimeler ne yakıcı? 

İz Sürücü – Andrey Tarkovsky 
 
Umutsuz bir çağın umutlu çocukları;
İman etmeyen insanlar adına üzülmek vicdanın varlığına işarettir !
Hakikatin izini süren bu dertli adama iyi bakın!
Söylediklerine kulak verin! 

Bir Taşra Papazının Güncesi  – Robert Bresson 


Kulakları hakikate sağır olanlara hakikati bağıra bağıra anlatmak!
Çırpınmak, mahzun olmak…
Yaşama umudunu bu karanlık çölde yitirecek kadar didinmek ve yorulmak…
 
Hepimizin müptela olduğu şey değil mi yaşam ?
Ve aslında bir bakıma ölüm ?
Peki ya umut nerede? 


Nazarin – Luis Bunuel 
Hayat –öylesine- kötü olsa da hâlâ kendimize rağmen iyi olmaya çalışmak;
nasıl bir maceradır?

 
İnsanın kendine rağmen kendine yolculuk etmesi, kendini araması nasıl bir deliliktir?
İman ve küfrün arasında soğuk bir yolculuk yaptınız mı hiç?
Uzun ve soğuk bir yolculuk…
Deneyelim mi ? Ne dersiniz?


Cennetin Çocukları – Mecid Mecidi 
 
Kendi kaybettiği yırtık ayakkabılarını bir başka fakir kızda gördüğünde, ondan geri istemeyecek kadar vicdanlı ve ince bir fakirlik düşünün dostlar…
 
Bu modern zamanda bu modern kafanızla insan tabiatının henüz bozulmamış ve saf hâlini düşünün…
Kalbinize, içinize ve umuda bir yolculuğa ne dersiniz ?
Hem de Cennet Çocukları ellerimizden tutmuşken böyle sımsıkı…

Bab’ Aziz – Nacer Khemir 
Çöl, arayış. Toz bulutlarıyla raks. Kendi müpheminde boğulma gayesi. Zahirî olan çöle inmez, batınî olan görünmez. Çöl, ruhların kemâle erme girdabındaki son durak, son öğreti. Çöl, sonsuzluğun sonu, sonsuzluktaki zaman… Çöl, ‘ Bir ben var, benden içerû ! ‘ Çöl, şiirin son hali, girift, muğlak, namütenahi… Çöl, ruhun özünü doya doya yaşadığı yer, her şey namevcut; kum, güneş, ‘ben’ hariç… Çöl ve çöle inen hakikat avcısı; yol ve yolsuzluk… Çöl Şark… Çöl, Masal…