hacer @ sivildusunce.com
Zaman zaman yazılı medyada bir takım köşe yazarlarınca ve sosyal medyada “Kamusal Başörtülü Müslüman Kadın”ın yenilenme, toplumda yer edinme çabaları Süslümanlık olarak birilerinin gereksiz gözüne batmaktadır. Yine hedef tahtası haline getirilmektedir.
Benim için Başörtülü Müslüman Kadının hayat içerisinde görünür olması olumludur. Zira artık toplumsal etkileşimlere açık ve onun karşısında kendini yenileyebilen; kendi bireyselliği, farklılığı ve eşitliği için mücadele edebilen bir kadındır o!
Ayrıca Başörtülü Müslüman kadın hayattan azade kendisi için yazılmış Asrı-saadet bir ütopyada yaşayan bir kadın hiç değildir. Zaten onun için yazılmış ataerkil bir ütopyada yalnız tek gözü açık, görüş alanı kapatılmış bir kadın olacaktır ve olmuştur da...
Bu kadınlar çalışmak zorunda olmaktan, hayatla mücadele etmekten, hayatı tek başına göğüslemekten, aldatılmaktan, yalnızlıktan, ihanetten, tutkulardan, aşktan, kendi bireyselliğini hissetmekten, felsefeden, sanattan, siyasetten azade, zamanın baskısını üzerinde hissetmeyen bir robot değildirler.
Metropolleşmiş Müslüman erkeğin görünmez dindarlığının yaslandığı ve onların görünürlüğüyle tatmin edilen bir araç hiç değildir!
Süslümanlık hayatın içinde olmakla alakalı sosyo-psikolojik bir durumdur. Her alanda etkileşimlere uğrayan ve bu etkileşimler karşısında tehdit edildiğini düşünen, bunun karşısında bireyselliğini, yalnızlığını daha fazla hisseden ve vurgulayan bir durumdur.
Süslümanlık, Metropolle, kamusal alanla mücadele etmenin adıdır.
Süslümanlık, hayatın gücü karşısında yıkılan ve hayatı artık taşıyamaz olan formlarla değil yeni hayat formlarıyla hayat yürüyüşünü sürdürmektir.
Zaten bu kadar baskı ve eleştiri karşısında bir kısım başörtülü kadın başörtüsüz bir şekilde hayatına devam etmeyi tercih etmektedir. Böylelikle üzerinde hiçbir baskı hissetmeden; hem dindarlar hem de sekülerler tarafından rahatsız edilmeden, incitilmeden hayatını sürdürmektedir.
Süslümanlık toplumsal bir etkileşimin sonucudur.
Süslümanlık, varlığını tehdit eden her türlü sosyal, özel etkileşim karşısında varolma mücadelesidir.
Yani öyle basit bir güzelleşme, göze batma isteği hiç değildir. Altında toplumsal bir etkileşim yatmaktadır. Modernliğin bireyi ortaya çıkaran araç gereçlerinin, toplumsal dönüşümlerin bir gereğidir de. Modern dünyada varolmanın, kendini ifade etme ihtiyacının bir sonucudur da.
Cımbızla öyle Müslüman Kadının, Süslümanlığını çıkarıp almak, onu toplumda hedef tahtası haline getirip rahatsız etmek kahramanca bir hal değildir! Sadece sizi linç sever bir karakter yapar.
Ayrıca başkalarının elbiseleriyle aziz olamazsınız! Herkes kendi eksikliğiyle ilgilenirse toplum gayet muntazam olur.
İnsan dediğimiz varlık hem kamusal görünürlüğü olan hem de özel alana sahip bir varlıktır. Bu iki alana insan, insan olmaklık açısından ihtiyaç hisseder. Müslüman Başörtülü kadınlar da bu iki alana her insan gibi ihtiyaç hisseder. Özel alan biyolojik yanıyken, kamusal alan herkes gibi özgürlük alanıdır ve kendisini kamusal bir varlık olarak da orada ifade etmek isteyecektir. Herkes gibi… Süslümanlığı ön planda ise toplumsal açıdan hala daha zayıf konumdadır diyebiliriz.
Mesela Georg Simmel, modaya kadınların daha özel bir bağlılık göstermesini tarihin büyük bir kısmı boyunca mahkûm edildikleri zayıf toplumsal konuma bağlar. Örneğin der 14. Ve 15 yy’da bireysellik olağanüstü bir gelişme kat etmiş ve bu bireyselci gelişme içinde kadınların hala yeri yoktu. Kişisel hareket serbestliği ve kendini geliştirme özgürlüğü onlara tanınmıyordu. Onlar da bunu olabilecek en sıra dışı en abartılı kıyafet modalarıyla telafi ettiler. Buna karşın İtalya’da, aynı dönemde İtalya Rönesansında özellikle toplumun üst tabakalarında eğitim ve kendini ifade etme özgürlüğü her iki cinsiyet için neredeyse eşitti. O zamanın İtalya’sına dair kayıtlarda sıra dışı bir kadın modasına işaret eden hiçbir unsur yoktur. Bireyselliklerini ortaya koyma ve ayırtedicilik kazanma ihtiyacı moda sahasında giderilmemiştir. Simmel, kadınların tarihini hem bireysel açıdan hem de kadınların tümü açısından erkeklere kıyasla bir örnek, tek düze ve vasat olduğunu ifade edip en azından modalar sahasında daha canlı bir faaliyete ihtiyaç duyduklarını söyler.
Moda, insanın doğuştan gelen eşitlik ve farklılık ihtiyacını dışsal bir durum olarak karşılayan karikatürize edilmiş demokratik bir seçenektir. Çok yönlü bir ihtiyacı karşılar. Sınıfsal bir tarafı da vardır. Üst sınıflar kendi farklılıklarını ortaya koymak için yeni modalar çıkarırlar. Alt sınıflar onların modalarını taklit edince yeni bir modaya geçerler. Bu gün Süslüman denilenler orta sınıf muhafazakâr burjuvayı da sınıfsal olarak temsil etmektedir. Yani üretenleri. Kendisini seküler üst sınıflara karşı özgün farklılıklarıyla hem de metropol yaşantısında pek çok toplumsal etkileşime karşı konumlandırmaktadır.
Gayri-modanın da moda ile aynı formları kullanmasından dolayı bir moda olduğunu da söyleyerek çok geniş bir ihtiyacı karşılayan modanın tam olarak konumuz olmadığı için az değinmekle yetineceğiz. Ama Süslümanlık konusunun da doğal olarak bir parçasıdır.
Yani pek çok etkileşimi içinde barındıran sosyolojik, psikolojik bir haldir Süslümanlık. Varoluşu ve hayatla mücadelesinde pek çok kadın bunu tercih edebilir. Ayrıca bu renklilikten insan mutlu olur ya hu! Karalar mı bağlasınlar! Ayrıca modern dünyada karalar da bir modadır ya hu!

aceraydin@hotmail.com
https://twitter.com/hacer_aydn