saygin @ sivildusunce.com

Devleti tanrılaştırmam, bir 'devlet fetişizmi' içinde olmam mümkün değildir. Devletin tüm erkleri ve koyduğu düzen bilakis hepimizce eleştirilmeli ve elbette sorgulanmalıdır. Ne için? Daha adil bir düzen için, refahın artması için, fırsat eşitliği için, gelir dağılımı adaletsizliginin son bulması için, yurttaşın haksız vergilerle ve banka-faiz tahakkumuyle ezilmemesi için, temel insan haklarının ve sosyal devlet prensibinin layıkıyla yaşanması için. Yurttaşlarına hizmetle mükellef devlet üstteki egemenlik mücadeleleri esnasında halka zarar verecek tasarruflarda da bulunabilir ve bizim görevimiz bu hallerde sorumlu bir duruşla haklı itirazları dillendirmeyi de kapsar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşundan bu yana kendi yurttaşına sayısız haksız uygulamaları olmuş bir devlettir. En çok da olağanüstü dönemlerde yani askeri darbe dönemlerinin öncesi ve sonrasında halkla devletin arasını açan insanlık ve hukuk dışı bir çok devlet uygulaması maalesef zihinlerimizden hala çıkmıyor. Ciddi kalıcı etkiler söz konusudur. Toplumsal travma bireysel travmadan daha zor düzelir. Bunu tüm ülke, yaşadıklarımızla biliyoruz. Bugün yaşadığımız savaş ortamının gerisinde muhakkak ki geçmiş uygulamaların kalın tortusu duruyor. Sokakta Kürtçe konuştuğu için jandarma çavuşundan dayak yiyen, geleneksel köylü kıyafeti olan poşiyle ve tütün tabakasıyla şehre geldiği için başındaki poşisine, elindeki tütününe, kıt kanaat geçindiği mezrasında davarına, sütüne, peynirine, arpasına, buğdayına zorla el konulan bir halktır Kürt halkı. On yıllarca devlet destekli şeyhler ve ağaların baskısı altında kimliksiz ve kişiliksiz bir hale getirilmeye çalışılmıştır. Evet geçmiş böyledir. Bu geçmişin neticesi de Pkk'dır hiç kuşkusuz.

Pkk çıkışı itibariyle suni bir örgüt değildir kısaca. 1984 Eruh baskınıyla kendini duyuran bu yapının halk içindeki meşruiyeti geçmişin bahsettiğim travmalarına dayanmaktaydı. Travmalar tarihi Cumhuriyetin kuruluş aşamasındaki isyanlarla başlar, 12 Eylül'ün faşizan uygulamalarına ve 1990'ların köy boşaltma ve faili meçhul cinayetlerle dolu karanlık günlerine dek sürer. 1980 darbe döneminin Diyarbakır cezaevinden çıkan soluğu Bekaa'daki Pkk kampında almıştır. Esat Oktay Yıldıran adlı cezaevi komutanın insanlık dışı rezilce işkenceleridir biraz da Pkk'yı Pkk yapan. Abdullah Öcalan geçmişin travmalarını militan kazanmak için yeterli görmesine rağmen 12 Eylül uygulamaları Pkk'nın kuruluşunu ve eyleme geçmesini çok daha kolaylaştırmıştır. Burada Lozan'dan, ilk Kürt isyanlarının sebeplerinden, 12 Eylül darbesinden, Pkk'nın istihbari bağlantılarından, Batı Avrupa ve Abd'nin ülkemiz ve Ortadoğu'daki Kürt sorununu nasıl kullandığından bahsetmeyeceğim. Ortadoğu'daki kaostan ve bu kaosu yaratan enerji kaynaklarının paylaşımı ile sevkiyatı meselesinden de bahsetmeyecegim. Bu maddeler muhakkak ki ülkemizdeki savaş ortamının tam olarak sebeplerindendir. 'Ulus devlet teorisi', 'Wilson prensipleri, Lenin'in teorileştirdiği 'Halkların kendi kaderini tayin hakkı' ilkesi, 'yeni emperyalizm tespiti', Sayspikot anlaşması, Musul-Kerkük problemi, Barzani gerçeği, soğuk savaş dönemi Arap devletleri, İşıd olayı, Suriye iç savaşı, Israil'in hedefleri, Iran-Suud çelişkisi, bölgenin tarihte/günümüzdeki jeopolitiği ve Dünya devlerinin enerji politikalarına da değinerek tahlil ve fikir cimnastiği gerektiren bu maddeleri başka bir yazıya erteleyelim ve sadete gelelim.

Akp iktidarı Oslo görüşmeleriyle deşifre olduğu üzere Pkk ile Mit üzerinden iletişime geçmiş ve 'çözüm süreci' adı altında çatışmasızlık dönemine girilmesini sağlamıştır. Bu dönemin aktörleri Mit Müsteşarı Hakan Fidan, Abdullah Öcalan ve Kandil'deki Pkk/Kck yönetimidir. Oslo görüşmelerinin başlangıç tarihi Eylül 2008'dir. Demek ki TRT 6 (Kurdi) kanalının yayın hayatına geçmesinden üç ay evvel başladı Oslo buluşmaları. Bu buluşmaların ana gündemini silahın ilanihaye rafa kalkması oluşturmuştur. Pkk temsilcileri görüşmelerde çatışma sürecinin devam etmemesi için bazı taleplerde bulunmuş ve Abdullah Öcalan'ın yol göstericiliğinin esas olduğunu deklare etmiştir. Pkk'nın en önemli talebi 19.10.2009'da, yani Oslo görüşmelerinin başlangıcından bir yıl sonra gerçekleşmiş ve bir grup Pkk'lı Habur sınır kapısından giriş yapmıştır. Sonrasını herkes az çok biliyor. (O zaman ki BDP bu olayı bir gövde gösterisine dönüştürerek siyasi iktidarı Türk seçmen karşısında zor duruma düşürmüştü.) Tam da bu noktada kritik bir hatırlatma yapmak isterim. Türkiye'de kırk yıldır Pkk terörü sebebiyle oğlunu, eşini, babasını kaybetmiş onbinlerce insan vardır. Hısımlarıyla yüzbinleri bulan insanlarımızın birebir canı yanmıştır. Buna rağmen halkımız 'Habur olayına da' 'akil insanlar heyetine de' ufak tefek olaylar dışında sert tepki göstermemiştir. Toplum yüzlerce yıllık kardeşlik mirasının gücünü ve çelebiligini her zaman olduğu gibi yine ortaya koymuştur.

Peki Pkk militanları Habur'dan ülkeye girerken Akp'nin o zamanki ortağı F.Gülen çetesi ne yapıyordu? Birinci can alıcı nokta burasıdır. Kck soruşturmasının Diyarbakır Başsavcılığı'nca başlatıldığı tarih 2009 yılının Mayıs ayı olduğuna göre Savcılık (daha dogru ifadeyle F.Gülen cetesinin hakimiyetindeki Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı) Oslo'daki görüşmelerden sekiz ay sonra süreci bozma girişimlerine başlamış gözüküyor. Evet Kck davası bir sabotajdır, aynen Ergenekon ve İzmir'de görülen Casusluk davası gibi. Kck davasıyla binlerce sivil Kürt tutuklanarak Pkk tahrik edilmeye çalışılmış, çatışmasızlık ortamı bozulmak çalışılmıştır. Pkk içindeki savaş yanlısı kanat Kck tutuklamaları başlayınca bunu sebep olarak tespit etmiş ve eylemlere başlamak istemiştir. Hatta bu davada sanık avukatı sıfatıyla görev yapmış biri olarak tespitim odur ki Kürt siyasetindeki ağırlıklı ekip tutukluların tahliyesinin gerçekleşmesini istememiş ve davayı içte ve dışta devlet aleyhine kullanmayı amaçlamıştır. Ancak Abdullah Öcalan'ın Mit'in yönlendirmesiyle yaptığı kritik müdahaleler ve açıklamaları Pkk'yı da dönemin Bdp'sini de kilitlemiştir. Zira Öcalan'ın da daha sonraki İmralı görüşmelerinde F.Gülen çetesinin darbe girişimini engellediğini toplantıda bulunan Bdp vekillerine ifade ettiğini biliyoruz.

Pkk içindeki savaş yanlısı hakim grup Öcalan'ın örgüt üzerindeki etkisinin zayıf olduğunu göstermek ve bu yolla Öcalan’ı etkisizleştirmek için çeşitli eylemler yapmış olup bu eylemlerin 'örgütün vahametini gösteren en mühim örneği' 21.09.2011'de Siirt'te gerçekleşti. Örgüt üyeleri polis otosu sandıkları bir otomobili roketle havaya uçurup okul mezuniyetinden dönen araç içindeki dört genç kadının ölümüne iki kadının ağır yaralanmasına sebep oldu. 23.09.2011 günü Kandil'den yapılan açıklamada olayın 'acı bir kaza' olduğu ifade edilerek eylemde ölenlerin ailelerinden özür dilendi. Bu eylem dışındaki sivil-resmi kişilere yönelik ölümlü saldırılar, iş makinesi yakma, yol kesme, kimlik kontrolü yapma, kalekol ve baraj inşaatlarını bombalama gibi onlarca eylemi saymıyorum.

Söz konusu eylemler Abdullah Öcalan'ın 2014 ve 2015 Nevruz'unda 'silahlı dönemin kapandığı ve sivil siyaset dışında başka bir yol olmadığına' yönelik mesajları ve öncesinde Kandil'e gönderdiği mektuplar sebebiyle Pkk içinde büyük tartışmalara sebep olmuştur. Öcalan'ın duruşu Pkk içindeki ayrılıkçı olmayan güçsüz grubun elini kuvvetlendirdiğinden Pkk'nın Kürt milliyetçisi olan ayrılıkçı kanadı roketli, mayınlı, hendekli eylemlere bir zamana kadar geçememiştir. İşte 'o zaman' imza attıkları bildiriyle Pkk'nın ilkel Kürt milliyetçisi olan ayrılıkçı kanadını temize çıkarmaya çalışan akademisyenlerin, Hdp'nin ve Hdp destekçisi olan 'aydın sıfatıyla boy gösteren karanlık kişiliklerin' koro halinde ifade ettikleri üzere Dolmabahçe'de masanın devrildiği an değildir. 'O zaman' Haziran seçimleri sonrasındaki zaman da değildir.

Pkk kurucusu Öcalan'ın 2014 ve 2015 Nevruz'unda örgüte yaptığı silahların gömülmesine yönelik çağrı aslında karşılığını hiç bir zaman bulmamıştır. Pkk'nın hakim olan ayrılıkçı yönetimi tarafından karşılığı varmış gibi davranılmıştır. Bu hem kendi militanlarına hem de Hdp'ye destek veren Akp ve Erdoğan karşıtlarına yönelik tamamen taktik bir davranıştır. Strateji ise Şengal dağına yapılan İşıd saldırısından başlamak kaydıyla ABD hava kuvvetlerinin de desteğiyle tüm Kuzey Suriye'de hayata geçirilecek 'sözde enternasyonal YPG direnişi' neticesi oluşturulacak alanla ülkemizin Suriye-Irak sınırında ele geçirilecek alanların birleştirilmesini amaçlamaktadır.

İşte ikinci can alıcı nokta da burada kendini ayan beyan gösteriyor. Biraz evvel de değindiğim üzere Hdp, Chp, bunlara bağlı yazar çizer taifesi, Türkiye'yi ihtar eden bildirici akademisyenler ve tümünün destekçileri ne demektedir: "çözüm süreci Dolmabahçe'deki mutabakatın televizyonlardan deklare edilmesini müteakip Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu mutabakatı tanımadığına yönelik ifadelerle son bulmuş ve TC'nin silahlı güçlerinin durağan olan Pkk'ya saldırısıyla savaşı devlet başlatmıştır."

Kronolojik olarak devam edersek daha kolay olur; Yalçın Akdoğan ve Sırrı Süreya Önder'in mutabakatı okuduğu tarih 28.02.2015'tir. Cumhurbaşkanı'nın bu mutabakatı tanımadığını ifade ettiği tarihse 20.03.2015'tir. 

Peki çatışmalar ne zaman başladı? 11.07.2015 günü Pkk şefi Murat Karayılan şu açıklamayı yaptı: "Çözüm süreci esas olarak sizin de çok iyi bildiğiniz gibi kamuoyu önünde açıkça yürütülen bir süreç Erdoğan'ın müdahalesiyle ortadan kaldırıldı. İlk önce Kürt sorunu diye bir sorun yoktur dedi, daha sonra izleme heyetine katılmıyorum doğru değildir, İmralı'nın itibarını artırır dedi. Daha sonra Dolmabahçe Sarayı'ndaki açıklama da doğru değildir dedi. Daha sonra da masa filan ortada yok dedi, yani her şeyi yok saydı. Oysa 22 yıllık bir emek var yani bu 93'te başlayan bir süreçti. Bu sürecin geldiği bir düzey var. Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan 10 maddelik açıklama düzeyi var. Her iki tarafın mutabık olduğu belge ilk kez kamuoyu önünde açıklandı. Şimdi tüm bunların yerle bir edilmesi ne anlama gelir? Çözümün bitirilmesi anlamına gelir, çözüm dolayısıyla bitmiştir, çözüm yoktur." İşte bu açıklamayla birlikte Pkk'nın mayın patlatma ve hendek eylemleri devreye sokuldu. Adına da 'devrimci halk ayaklanması' adı verildi. Temmuz ayından bugüne dek toplam altı aydır süren çatışmalar gösteriyor ki Pkk çözüm sürecinin şartı olan sınır dışına çekilme safhasına hiç geçmemiş, tam tersine savaşa hazırlanmış. Bu halde Cumhurbaşkanı'nın Dolmabahçe mutabakatını izale etmesinin sebebi de ortaya çıkmış oluyor. Ancak gerçek daha da geride durmaktadır.

Şimdi tarih tarih belirteceğim olaylar Pkk, Hdp ve destekçilerinin gerçek niyetini anlamak bakımından aklı ve vicdanı yerinde olan herkese yardımcı olacaktır.

Pkk'nın çözüm sürecinin son iki yılında gerçekleştirdiği eylemler ve yaşanan olaylar:

1) Mayıs 2014- Lice'de kalekol inşaatını protesto eylemleri başladı. 
2) 06.06.2014- Lice olaylarında iki kişi öldü. 
3) 06.06.2014- Tunceli ve Van/Çatak'ta Pkk militanları araçları durdurup kimlik kontrolü yaptı. 
4) 09.06.2014- Lice'deki 2.Hava Üs Komutanlığının Türk bayrağı direkten indirilerek göstericilerin çiğnemesi için yere atıldı. 
5) 13.08.2014- Lice merkeze dört kilometre uzaklıktaki bir mezarlığa Mahsum Korkmaz'ın heykeli dikildi.
6) 08.09.2014- Muş'un Bulanık ilçesine bağlı Çataklı köyü otuz Pkk militanı tarafından basılarak köylüler camiye kapatıldı ve on çocuk dağa kaçırıldı. 
7) 05.10.2014- Selahattin Demirtaş'ın çağrısı sonucu başlayan Kobani için ayaklanma olayları iki gün içinde ellibeş yurttaşın hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı. Olaylar A.Öcalan'ın çağrısiyla sona erdi. Hadise tarihe 6-7 Ekim olayları olarak geçti.
8) 24.10.2014- Pkk Kağızman'da hidroelektrik santrali bombalayarak ağır hasara neden oldu.
9) 25.10.2014- Yüksekova'da çarşı iznine çıkan iki uzman çavuş ve bir erbaş sivil ve silahsız oldukları halde kafalarına silah sıkılmak suretiyle öldürüldüler. 
10) 30.10.2014- Hava astsubay Necdet Aydoğdu 2.5 aylık hamile eşine meyve satın alırken Diyarbakir'ın Sur ilçesinde eşinin gözü önünde öldürüldü. 
11) 27.12.2014- Cizre'de Pkk'lılar Hüda-Par'lilara saldırdı, altmış yaşında bir Huda-par'li öldürüldü. Kolluk güçlerinin müdahalesiyle olaylar daha da büyüdü. Bir çok kamu kurumunda ağır hasar meydana geldi.
12) 29.12.2014- Cizre'deki olaylar Batman ve Yüksekova'ya sıçradı. Esnaf üç gün kepenk açamadı. Bir çok kamu kurumu hasara uğradı. 
13) 30.12.2014- Güneydoğu Genç İşadamları Derneği Başkanı Hakan Akbal Cizre olaylarında 'üçüncü bir elin' varlığından bahsetti ve amacın Suriye'deki çatışmaların Türkiye içine çekilmesi olduğunu söyledi. 
14) 07.01.2015- Cizre'deki çatışmalar artarak sürdü ve çatışma ortasında kalan ondört yaşındaki Ümit Kurt hayatını kaybetti. 
15) 19.01.2015- Cizre Emniyet Müdürü Ercan Demir geçmişte Trabzon Emniyetindeki görevi dolayısıyla Hrant Dink davası kapsamında tutuklandı.

Tarihlere bakılacak olursa bu eylemlerin gerçekleştiği tarihlerde Suriye tarafında da İşıd-Ypg çatışması söz konusuydu. Örneğin Lice olayları İşıd'ın Şengal baskınından iki gün sonra başladı. Yine Demirtaş'ın çağrıyla başlayan 6-7 Ekim olayları ve Cizre çatışmaları da Kobani'deki çarpışmaların en kızgın anında gerçekleşti.

Saydığım bu eylemler görüldüğü üzere Abdullah Öcalan'ın Pkk'ya silah bırakma çağrısı yaptığı iki nevruz arasında meydana gelmiştir. Ancak Pkk ve onun legalitedeki temsilcisi Hdp lafta bu çağrıya uydukları yönünde hareket etmiş olsalar da gerçek ve yaşadıklarımız böyle değildir. Demek ki devletin istihbarat kurumlarının verdiği bilgiler bir havuzda biriktikten ve seçimler -tüm partiler için- atlatıldıktan sonra 2014 yılının ortasında Pkk tarafından başlatılan şiddet olayları gerçek ifadesini Murat Karayılan'ın 'çözüm sürecinin bittiği' yönündeki 11.07.2015 tarihli savaş ilanında bulmuştur. Sözün özü şudur ki Pkk'nın milliyetçi-ayrılıkçı kanadı ABD tarafından Ypg'ye alan açılması konusunda mutabakat sağlandığı andan itibaren çözüm sürecini satmıştır. Ypg komutanı Polat Can'ın 14.10.2014'deki beyanı herhalde iki günlük bir ilişkiye dayanmıyor. Ne demişti Polat Can: "işıd'e karşı kurulan koalisyon güçleri idaresinde temsilcimiz var." Biraz daha geriye gidersek taşlar yerine daha iyi oturacak; Ahmet Davutoğlu Dış işleri Bakanıyken iki kez Ankara'ya davet edilen Pyd'nin lideri Salih Müslim Ankara'nın Suriye'ye ve Esad yönetimine yönelik işbirliği teklifini reddetmiş ve ABD Dış işleri bakanının değişmesiyle yeni Bakan Kerry'nin direktifiyle hareket etme yoluna gitmiştir.

Bütün bunlar olayları takip eden herkes tarafından çok iyi bilinmektedir. Silahların bırakılması ve sınır dışına çıkılması gerekirken Pkk tarafından 2014 yılının Mayıs ayından bugüne dek sürdürülen savaşın Suriye'deki çatışmalarla paralelliği olayın şifresini çözmektedir.

Ancak şer planı Kürt halkının desteği sağlanamadığı ve güneydoğudaki savaş konsepti Türkiye'nin Batısına taşınamadığı için çökmüş bulunuyor. Bu halde yaşananlar hendeklere-barikatlere sürülen çocuk yaştaki bilinçsiz gariban Kürt çocuklarının sonu olmayan çatışmalarda ölmesi ve içine sokuldukları girdapta masum polis ve askerlerimizin katledilmesinden başka bir şey değildir. Kürt siyasetini yönetenler bırakın Türkiye'yi, Kürt halkına ihanet etmişlerdir. Yalanları ve sahtekarlıkları 'hastalıklı sözde aydın' tahkimatıyla gerçek bir tragedyadır artık ve perde kapandığında geriye sadece halkımıza yaşatılan acılar kalacak ne yazık ki.