Semra Polat yazısında, BOP'un 1800'lü yıllarda Albert Pike tarafından kaleme aldındığını ve bugüne kadar bölgede yaşanan kan kaybının sona ermediğini ifade etti.
Polat, ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu'ya gönderdiği büyük savaş filosu ile iran'ı işaret etse de asıl hedefin öncelikli olarak Pakistan olduğunu vurguladı.
Polat'ın yazısı şöyle:
"Ortadoğu’da yaşananlar, günlük haber akışının çok daha ötesinde bir anlam ifade ediyor. Amerikan savaş gemilerinin Basra Körfezi’ne doğru sinyalsiz bir şekilde ilerlemesi, bölgeye yapılan olağanüstü askeri sevkiyatlar ve eş zamanlı diplomatik hamleler, bize şunu fısıldıyor: Burada mesele yalnızca İran değil; mesele, yüz yılı aşkın süredir değişmeyen bir satranç tahtası.
İster Avrupa’da olsun ister Orta Doğu’da, tarih bize şunu defalarca gösterdi: Savaşlar çoğu zaman ilan edilmeden başlar, hedefler ise kamuoyuna söylenenden farklı olur zira 1. Dünya Savaşı’nın asıl sebebi; Filistin topraklarına kurulması hedeflenen İsrail'in kurulması için idi. Almanya’dan Filistin’e gemilerle gönderilen Yahudiler, doğup büyüdükleri Avrupa topraklarından tek bir amaç için gemilere bindirilerek sınır dışı edilmişlerdi: Arz-ı Mevud adı altında Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ve merkezindeki İsrail'in kurulması!
Irak: İran'a Altın Tepside Sunulan Satranç Tahtası
Saadam Hüseyin, tıpkı Suriye'deki baba ve oğul Esad ailesi gibi BAAS dikdatörlerinden biri idi. Kürtlere yönelik Halepçe ve Enfal'de gerçekleştirdiği katliamlarda binlerce sivili canından etti. Saddam Hüseyin'in 2003’te devrilmesiyle Irak'ta BAAS rejimi sona erdi. Amerikan işgali ile birlikte ortaya çıkan boşluk, İran’ın vekalet güçleriyle dolduruldu. Haşdi Şabi’nin yükselişi, bu boşluğun en somut örneklerinden biridir. Bugün Irak; İran, ABD ve İsrail arasında yürütülen örtülü mücadelenin merkez üssü konumundadır.
Bu tablo yeni değil. Bernard Lewis’ten Ralph Peters’a kadar birçok Batılı stratejistin haritalarında Irak’ın etnik ve mezhepsel olarak bölünmesi fikri açıkça yer aldı. “Yeni Ortadoğu haritaları” başlığı altında yayımlanan bu çalışmalar, bugün sahada yaşananların teorik altyapısını oluşturuyor.
Hedef İran mı, Yoksa Orta Doğu’yu Yeniden Dizayn Etmek İçin Bir Bahane mi?
Washington’un İran’a yönelik sert söylemleri, kamuoyuna “nükleer tehdit” gerekçesiyle sunuluyor. Ancak tarihe baktığımızda, nükleer silah gerekçesinin daha önce Irak için de kullanıldığını ve sonuçta böyle bir silahın bulunamadığını hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor.
Bu noktada dikkat çekici ülke ise Pakistan faktörüdür. Pakistan’ın İran’a destek açıklaması ve Katar’ın benzer yöndeki çıkışı, ABD’nin bölgedeki hesaplarını karmaşıklaştırıyor zira ABD’nin Pakistan’ı nükleer silah gerekçesiyle hedef alabileceğine dair iddialar yeni değil; bu senaryolar, RAND Corporation gibi düşünce kuruluşlarının raporlarında yıllardır tartışılıyor.
Türkiye’nin Arabulucu Rolü ve Sessiz Diplomasi
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu’nun Pakistan’a yaptığı ziyaret, sıradan bir askeri temas olarak okunamayacak kadar hassas. Türkiye’nin son yıllarda Ukrayna–Rusya, Katar krizi ve Karadeniz tahıl koridorunda üstlendiği arabulucu rolü göz önüne alındığında, Ankara’nın bölgede dengeleyici bir aktör olarak konumlandığını açıkça gösteriyor. Bu diplomasi trafiği kamuoyuna yüksek sesle ilan edilmez zira bu tür arabulucu pozisyonlarında asıl iş, kapalı kapılar ardında yapılır.
Albert Pike’ın Mektubu
1871’de Albert Pike’ın Giuseppe Mazzini’ye yazdığı iddia edilen ve üç dünya savaşını konu alan mektup, akademik çevrelerde tartışmalı bir belgedir. British Library mektubun varlığını reddederken, bu metin, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde jeopolitik komploların merkezine yerleşmiştir.
Burada asıl önemli olan mektubun otantik olup olmamasından ziyade, anlattığı zihniyetin tarihsel gerçeklikle örtüşmesidir: Birinci Dünya Savaşı’nda imparatorlukların yıkılması, İkinci Dünya Savaşı’nın İsrail’in kuruluşuna giden yolu açması ve üçüncü büyük çatışmanın Orta Doğu merkezli olacağı yönündeki öngörüler düşünüldüğünde bugün yaşananlarla ürkütücü biçimde paralellik gösteriyor. Bugün yaşananlar, İslam dünyası ile Siyonizm hattında yaşanacak olanlarla birebir örtüşmektedir.
Mektupta geçen "Hristiyanlığın kontrol altında tutulması" vurgusu, Papa 13. Leo'nun Türkiye ziyareti ile birlikte okunduğunda İstanbul'un yalnızca bir şehir değil, Bizans'ın kalbi konumundaki önemli semboller içeren büyük bir merkez olduğu gerçeği tekrar kendini gösterecektir.
Bizans ve Büyük Roma İmparatorluğu'nun tarihsel mirası, Hristiyanlığın merkezileştirilmesi ile birlikte Pagan inancının yeniden canlandırılması, jeopolitik olduğu kadar teolojiktir. Savaşlar yalnızca bombalarla yapılmaz; inanç ve semboller de birer silahtır.
İsrail, Filistin ve Bitmeyen Proje
1948’de İsrail’in kuruluşundan bu yana Filistin topraklarında yaşananlar, Birleşmiş Milletler (BM) raporları ve insan hakları örgütlerinin belgeleriyle sabit. Gazze’ye yönelik abluka, zorunlu göçler ve sivil kayıplar, modern çağın en uzun süreli insani krizlerinden biri olarak kayda geçmiş durumda.
Bugün Gazze üzerinden kurulan uluslararası masalarda konuşulanlar, yalnızca “yeniden inşa” değil; enerji hatları, doğal gaz sahaları, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının bölüşülmesi, Gazze şeridinin turistik amaçlarla yeniden inşası ve gemi denizyolu ticaretinin merkezi haline getirilmesi, turistik otellerin inşası ve Doğu Akdeniz dengelerinden oluşan bir dizi plan ve programdan oluşuyor. Bu nedenle bazı çevrelerin bu süreci “Gazze’yi bölüşme masası” olarak nitelemesi abartı değil.
Değişmeyen Doktrin: Böl, Parçala, Yönet
Gertrude Bell ve T. E. Lawrence’ın Osmanlı sonrası Ortadoğu’yu cetvelle çizdiği haritalar, bugün hâlâ yürürlükte. Küresel güçler için mezhep, etnisite ve inanç farklılıkları bir zenginlik değil; yönetilebilir bir yumuşak karın olarak görülüyor.
Ekonomik olarak yoksullaştırılan toplumlar, sokak hareketlerine daha açık hale geliyor. Bu da dış müdahaleler için “meşru” zemin oluşturuyor. George Soros’un desteklediği sivil hareketler tartışması da tam bu noktada gündeme geliyor; tıpkı Gezi Parkı olaylarında olduğu gibikontrollü kaos.
Sonuç olarak Orta Doğu’da bugün yaşananlar ne Trump’la başladı ne de bir başka liderle bitecek. Aktörler değişse dahi strateji aynı kalacak. Haritalar yeniden çizilecek lakin kalem hep aynı elde olacak.
Ve tarih bize şunu tekrar tekrar gösterecek: Eğer bir coğrafyada savaş hiç bitmiyorsa, orada tesadüf değil, plan vardır."

