Ankara’nın kışı andıran soğuk ve yağmurlu bir gününde, bir siyasi partinin salon toplantısı çoğu zaman sıradan bir organizasyon olarak görülebilir lakin Saadet Partisi’nin Türkiye Divanı buluşması, bu tanımı baştan aşağı zorlayan bir tablo ortaya koydu. Belli ki salonun doldurulamayacağı düşünülmüş olmalı ki 5 bin kişilik bir salon tutulmuş. Oysa toplantıya hem yurt içinden hem de yurt dışından katılım o kadar yoğundu ki 5 bin kişilik salonun sınırlarının zorlanması, hatta aşılması bir yana, dışarıda saatlerce bekleyen kalabalık, meselenin sadece bir toplantı değil, bir aidiyet ve inanç meselesi olduğunu apaçık bir göstergesi idi.
Girişte dalgalanan büyük Filistin bayrağı, sadece bir sembol değil, aynı zamanda ideolojik bir çerçevenin de ilanı gibiydi. Gençlerin oluşturduğu koridor ve disiplinli organizasyon ise uzun zamandır pek çok partide görmeye alışık olmadığımız bir düzen hissi veriyordu. İçeri adım attığınız anda sizi karşılayan atmosfer, bugünün siyasetinden çok, geçmişin güçlü kitle hareketlerinden gelen, kökleri ve değerleri güçlü bir oluşumun vurgusunu yapıyordu.
Saadet Partisi’nde rahmetli Necmettin Erbakan’dan bu yana parti disiplini bakımından hiçbir değişiklik yoktu diyebilirim. Mesela, sağ partilerde şahit olduğumuz gençlerin ellerindeki sigaralarla duman altı olmuş koridorlardan salona girilmiyordu. 1991 Genel Seçimlerinde, babam, Refah Partisi'nin en genç milletvekili adaylarından biri idi. Hem miting alanları hem de salonlar hınca hınç dolardı. Bunda en büyük payı olan; kadınlar ve gençler idi. Türkiye divanı toplantısında o manzarayı görünce zaman içinde yolculuk yapmış hissine kapıldım.
Salondaki manzara özellikle dikkat çekiciydi. Kadınların ve gençlerin yoğun katılımı, sinerjisi, enerjisi ve organizasyondaki belirleyici rolü, hareketin toplumsal tabanına dair önemli ipuçları veriyordu. Ellerinde bayraklarla ritme eşlik eden, o anı canlı yayınlarla paylaşan katılımcılar, siyasetin artık sadece kürsüden değil, aynı zamanda sahadan ve duygudan beslendiğini de gösteriyordu. İlkin kadınların oturduğu alana geçtim. Ellerinde bayraklarla hem müziğe ritim uyduran hem ıslık çalan hem de büyük bir dayanışmayı ortaya koyan kadınlar, büyük bir aşkla partilerine olan sevgilerini ortaya koyuyorlardı. Konuştuğum kadınlar “miras” vurgusu yapıyor ve bu bağlılığın geçici değil, kuşaklar arası bir aktarım olduğunu ortaya koyuyordu.
Basın locasına çıkıp salona büyük pencereden baktığımda detaylar daha da anlam kazanıyordu. Saatler boyunca elindeki bayrağı indirmeyen yaşlı bir partili, bu hareketin yalnızca söylemle değil, derin bir adanmışlıkla ayakta durduğunu simgeliyordu. Bu tür bir bağlılık, günümüz siyasetinde parayla, kampanyayla ya da stratejiyle kolayca üretilebilecek bir şey değil.
Programın akışı da alışıldık siyasi toplantı formatının dışındaydı. Müzikle başlayan, ardından Kur’an tilaveti ve dualarla devam eden süreç, katılımcılar için sadece politik değil, aynı zamanda manevi bir deneyim sunuyordu.
Genel Başkan Mahmut Arıkan’ın salona giriş şekli ve konuşmasının tonu ise yeni döneme dair güçlü mesajlar içeriyordu. Kalabalığın arasından yürüyerek gelmesi, sembolik olarak “tabanla temas” vurgusunu güçlendirirken, konuşmasında kullandığı dil daha kapsayıcı bir siyasi çizgiye işaret ediyordu. Farklı kimliklere hitap eden, ötekileştirmemeyi merkeze alan söylemi, partinin kendisini yeniden konumlandırma çabasını açıkça ortaya koydu.
Bununla birlikte Arıkan’ın eleştirileri de dikkat çekiciydi. Hem iktidara hem de geçmişte ittifak kurduğu CHP’ye yönelttiği sert ifadeler, Saadet Partisi’nin yeni dönemde daha bağımsız bir siyasi hat izleme arayışında olduğunu düşündürüyor.
Mahmut Arıkan "Belediye koridorlarını Dallas'a sokakları Teksas'a çevirdiler" diyerek hem başkanlık seçimindeki ittifak ortağı CHP'ye hem de iktidar partisi AK Parti'ye yüklendi. Özellikle CHP’li belediyelere yönelik yolsuzluk eleştirileri ve “yolsuzlukla mücadele bakanlığı” vaadi, seçmen nezdinde karşılık bulabilecek başlıklar arasında.
Tüm bu tabloyu bir araya getirdiğimizde ortaya çıkan sonuç şu: Saadet Partisi, uzun süredir sessiz ve derinden ilerleyen bir yeniden toparlanma süreci yaşıyor. Bu sürecin en önemli itici gücü ise kadınlar ve gençler gibi görünüyor. Disiplin, aidiyet ve ideolojik netlik, partinin en güçlü yanları olarak öne çıkıyor.
Ancak bu enerjinin seçim sonuçlarına nasıl yansıyacağı, Türkiye’nin mevcut siyasi dengeleri içinde ne kadar alan bulacağı henüz belirsiz. Yine de Ankara’daki o kalabalık ve coşku, en azından şunu söylüyor: Türk siyasetinde bazı hikâyeler henüz kapanmış değil.
Selam ve selametle...

