semra @ sivildusunce.com

PKK’nın silah bırakma çağrısı... Bir dönemin kanla, acıyla, gözyaşıyla örülmüş defterinin yavaşça kapanma ihtimali bile beyaz leçekli anneleri sevince boğmaya yetti. Bölgenin geçmişini bilenler için bu, yalnızca bir taktik değişikliği değil. Belki de bin yıllık bir çığlığın son yankısıdır. Ve belki de, Aram Tigran’ın ezgilerinde yankılanan o derin özlem: “Dünyaya bir daha gelsem; ne kadar tank, tüfek ve silah varsa hepsini eritip saz, cümbüş ve zurna yapacağım.”

Bu topraklar, efsaneleriyle konuşur. Demirci Kawa’nın Dehak’a karşı yaktığı ateş gibi… Bugün o ateş yeniden yanıyor. Ama bu kez elinde çekiç tutan bir isyan değil,  yeni bir başlangıcın sembolü olarak ateşe atılan silahlarla.

Şunu da belirtmem gerekir ki PKK'nın silah bırakması her ne kadar "Terörsüz Türkiye" sloganları attırsa da, 12 şehidin toprağa verildiği hafta bu seremoninin yapılmış olması bir kesim tarafından tepki ile karşılandı. PKK'nın silah bırakmasındaki hedef doğru lakin zamanlaması hatalı oldu.

Hayırlı Cuma...

İngiltere-İRA barış anlaşması da tıpkı PKK'nın silah bırakma günü olan cuma gününe denk gelmişti. 1998 yılında Belfast Anlaşması olarak kabul edilen anlaşma,  İrlanda ve Birleşik Krallık arasında imzalandı. Kuzey İrlanda'da 30 yıl devam eden şiddetli çatışmaları sona erdiren bu anlaşmanın ardından İrlanda ve Kuzey İrlanda'da halk oylamasına sunuldu. Bu anlaşma "Hayırlı Cuma" olarak kabul edildi. Anlaşmanın hükümleri kısaca şu şekilde idi:

-Silahlı örgütler, ellerindeki silahları bırakmayı ve çatışmaya son vermeyi taahhüt etti.
-Geçmişte şiddet olaylarına karışmış mahkumlar, barış sürecine katkı sağlama amacıyla şartlı olarak salıverildi.
-Birleşik Krallık hükümeti, güvenlik uygulamalarını olağan seviyelere indirmeyi ve askerî mevcudiyeti azaltmayı planladığını duyurdu.

PKK'nın silah bırakmasının inancımıza göre mübarek olan cuma gününe denk getirilmesi, toplum bilincinde hayırla yad edilmesini amaçlıyor. 

PKK silah bırakırken Suriye'de Durum Ne?

ABD’nin son Suriye açıklaması, Kürtler ile merkezi hükümet arasında hâlâ çözülememiş bir düğüm olduğunu gösteriyor. Fakat bu kez düğümü çözmek için yollara döşenen taşlar farklı. Tankların izinden değil, süreç, diplomasi masalarının çizgilerinden yürüyor. Amerika, bölgede satrancı bu kez daha sessiz oynuyor. Osmanlı'nın ardından kurulan denklemlerde hep eksik kalan “istikrar” parçasını, Türkiye gibi düzenli orduya sahip, bölgeyi tanıyan bir aktörle tamamlamak istiyor gibi görünüyor. Ama Washington’un ajandası net değil; gözlemliyor, tartıyor, bekliyor.

Türkiye için ise mesele çok daha derin. Bu sadece bir “terör sorunu”nun çözülmesi değil. Aynı zamanda bir kimlik, bir aidiyet, bir ortak gelecek meselesi. Çözüm Süreci gibi akamete uğramazsa, PKK'nın silah bırakması aynı zamanda bölgeye de huzur ve istikrar getirecek.
Eyalet sistemi mi? Belki sadece bir hayal, belki de reel politikanın kaçınılmaz rotası. Ama şu an için asıl mesele, insanların güvenle uyanabildiği sabahlar inşa etmek.

Barış süreci...
Adı ne olursa olsun, bu ülkede her yeni ateşkes, her susturulan silah, sadece bir strateji değil; bir annenin dua fısıltısı, bir çocuğun ilk gülüşü, bir dengbêj’in yarım kalmış hikâyesidir.

Siyaset üstü, jeopolitik altı bir gerçeklik var ortada: Kürt sorunu artık sadece dağlarda değil, masalarda konuşuluyor. Bu da dönüşümün başladığının açık bir işaretidir.

Aram Tigran haklıydı. Belki silahlar bir gün gerçekten saz olacak. Ama unutmayalım ki saz, sadece telleriyle değil, suskunluğu ve içli tınısıyla da anlam kazanır. O tınıya kulak veren bir Türkiye, bölgeye yalnızca huzur değil, yeni bir tarih yazma iradesi de getirebilir.

Ve o tarih, kanla değil; notalarla, kelimelerle ve umutla yazılmalı.

 

Selam ve selametle...