huzun @ sivildusunce.com
Cocukluğumda dindar ailem yüzünden pazar günlerimin hepsi camide gecti.  Ondandir ki pazar günlerini hic sevemedim. Sonraları bile - ailemden ayrildigimda- pazarlari hep bir bosluga uğramışımdır;  ‘’bitse de pazartesi bir an önce gelse’’ diye düşünmüşümdür. Ben, pazar sendormumu cami günlerime borcluyum. Belki de Pazar günlerim o kadar cok cami dolmus ki yerini doldurabilecek hic bir sey yok ortada.

O zamanlar pazar sabahları annemin kalk borusu öttügünde,’’lan bi pazarimiz var onu da ögleye kadar uyumakla gecirelim“ diyemezdim tabii ki.  Annem evde kadin, anam kiliginda bir general idi. Acelece bir kahvaltıdan sonra alırdık cüzlerimizi düşerdik Allah’in pazarında ıssız cami yollarına. Camimiz, Almanya’da olduğumuzdan bir binanın arka kısmında kalmış, eskiden depo olarak kullanılmış rutubetli bir bina idi. Girişine Türk usulü taharet musluklu alaturka tuvalet yerleştirilmiş ve ortada abtestlik, yerde bir kac lavabo kurulmuştu. Yerler babalarımızın ellerinden geldiği kadar yapabildiği acemi isi dökme betondu. Ve duvara asker gibi sıralanmış ıslak takunyalar. Kışın o ıslak takunyaları giyip soğuk suyla abdest almak bile adamı dinden imandan ediyordu. Oysa elin Hristiyanı ne de medeni idi. Pazar sabahı ailece giyinip kuşanır, ailece kilisesinde medeni insan gibi ayakkabıyla rahat rahat girer, oturduğu yerde ayinini yapar, ilahisini söyler, es, dost ahbapla laflar, ve öğle yemeği için ailece sıcak evine geri dönerdi. Bizim yobaz ebeveynlerimiz biz çocuklarını sabahın köründe camiye salar, kendileri de rahat rahat çocuksuz evin pazar tadını çıkarırlardı kanımca. Bunları düşünürdüm o en az 5 numara büyük ve ıslak takunyalarla uzun basma eteklerimi yukarı sıyırmış abdest almaya giderken. Biz neden medeniyete bile cehaletimizi transfer ediyoruz, diye çok öfkelenirdim ve kendime yemin ederdim, ben çok başka, çok medeni bir ebeveyn olacağım, çocuklarım benim hakkımda hiç böyle bir şey diyemeyecek, diye.

Gecen kızımla yine basa bas piyano ve bale dersi için kavga ederken - ki o gitmemekte direniyor, ben de gitmesi için onu her türlü baskı ve tehditle zorluyorum- bunlar aklıma geldi. Peki ne değisti? Hiç. Hala kızımın piyano ve bale dersi alması için her yöntemi denemeye kararlıyım. Zaten düşündüm de, her çocuk ebeveyni sevmemesi için bir neden bulacak ve bulması da çok doğal. Madem bulacak öyle bir şey olsun ki, bir ise yarasın. Yarın bir gün issiz kalırsa sokakta müzik calip, dans edip bir kaç lira toplayabilir, mesela. Benzerini benim annem de düşünmüş olmalıdır ki o da bizi camiye zorlardı. Eminim benim kızım da büyüdüğünde kendi çocuğu için bir şeyler düşünecek.

Çoğumuz kendi yaşantılarımızdan yola çıkıp kendi doğrumuza yöneliyoruz. Bu çoğu zaman çocuklarımızın kendi düşüncelerinde doğru olmasa bile yine de doğrudur. Onlara direnci öğretmiş oluyoruz. Direnç  iyi bir şey. Kızım hiç pes etmeden her cumartesi baleye gitmemek ve her pazartesi piyanoya gitmemek için direniyor. Hep kaybettiği halde, umudunu hiç kaybetmeyip yine deniyor. Bu deneyler bizi insan yapan. Direnmekte kaybetmek değil konu, konu direnmek. Büyüdüğünde piyano çalarken hep beni hatırlayacak. Bu bile beni mutlu ediyor.

hznmamafih@ymail.com