cengiz @ sivildusunce.com
Değerli okurlarım, Türkiye son zamanlarda, cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar uluslar arası güçlerin organize ettiği terör faaliyetlerinin hedefi durumunda yer almaktadır. Türkiye’nin yaşadığı bu elim olaylar bir neden değil tam aksine izlediği politikanın bir sonucudur.
 
Türkiye, kendisine Lozan’da biçilen psikolojik, sosyolojik ve ekonomik sınırları aşmasaydı, kafasını kaldırmasaydı, kendi içinde yaşadığı kronik problemleri çözmeye çalışmasaydı, emin olabilirsiniz ki, hiçbir terör örgütünün hedefi olmayacaktı.
 
Eski Türkiye
 
Türkiye’nin aldığı mesafeyi özetleyebilmek adına verebileceğimiz en kestirme örnek, 2001 krizinin akabinde düştüğü durumdur. Rahmetli Turgut ÖZAL’ın vefatıyle başlayan ve             3 Kasım 2002’de Recep Tayyip ERDOĞAN’ın liderliğinde kurulan Ak Parti iktidarına kadar geçen süreçte, 11 kez hükümet değişmiştir. Yaşanan siyasi istikrarsızlık doğal olarak ülke ekonomisini iflasın eğişine getirmiştir. O tarihlerde, IMF ve Dünya Bankası yetkilileri Esenboğa havalimanında, onlarca basın mensubu ve başta sayın Başbakan olmak üzere ekonomi heyetimiz tarafından ayakta karşılanırdı. Borsamızın gözü kulağı, IMF ve Dünya Bankası yetkililerinin iki dudağı arasından çıkacak kelimelere odaklanırdı. Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı, IMF kredi vermediği zaman kamuoyuna dert yanardı. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak fazla zamanınızı almak istemediğim için burada kesiyorum.
 
Yeni Türkiye: Ak Parti Dönemi
 
3 Kasım 2002’den sonra Türkiye’de değişim ve dönüşüm yavaş yavaş başladı. Her 10 yılda bir cereyan eden darbe tehlikesine karşı, TSK’nın içine yuvalanmış vesayetçilerle büyük bir savaş başlattı Adalet ve Kalkınma Partisi kadroları. Yapılan bu savaşı fırsat bilen Fetullah Gülen ve çetesi, her dönem uyguladığı taktiği bu dönemde de uyguladı ve Ak Parti’ye yakın gözükmeyi başardı. Sadece bir kıyafet olarak kullandıkları İslam dinini üzerlerine giymek suretiyle, tüm Türkiye’yi kandırmayı başardılar. Bu suretle, devletin boşalan her önemli kadrosuna kendi adamlarını yerleştirmeyi başardılar. Ak Parti-Gülen Grubu ittifakı, Mavi Marmara baskınıyla çatırdamaya başlarken, 7 Şubat MİT kriziyle ise tamamen bitti. Ak Parti-Gülen Grubu ilişkisi MİT kriziyle beraber büyük bir iktidar savaşına dönüştü.
 
Fetullah Gülen, Türkiye’de emniyet ve yargıdaki elemanları vasıtasıyla bir darbe planı hazırladı. Amacı, mevcut hükümeti devirip, yeni bir vesayet sistemi kurmaktı. Türkiye’nin Humeynisi olma hayali fazla uzun sürmedi Fetullah Gülen’in. Aziz milletimizin kendi seçtiği liderine sonuna kadar sahip çıkmasıyla beraber, tezgahlanan bütün kumpaslar tersine döndü. Dönemin Başbakanı, sayın Cumhurbaşkanımızın “inlerine gireceğiz inlerine!..” sözüyle başlatılan tersine süreçte, devlet içerisinde şer odağı zümre paralel yapı ismiyle Kırmızı Kitaba girdi. Emniyet ve Yargı bürokrasisi içerisinde büyük bir temizlik hareketi başlatıldı. Ancak üzülerek belirtmeliyim ki, masonik bir yapılanması olan Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) deşifre olmamış militanlarının tam manasıyla temizlendiğini söylemek mümkün değil. Yılanın başını ezmeden, bu yapının marjinalize olabilmesi de mümkün değil.
 
Türkiye Neden Hedefte?
 
Yazımızın başında da belirttiğim gibi, bu dönemde Türkiye, dünyada kurulan sömürü düzenine karşı çıktığı gibi kendi bağımsız politikalarını geliştirmeye başlamıştır. Milli savunma sanayine verilen önem, imar ve iskan politikalarında gösterdiği hızlı gelişim, alan el olmaktan çıkıp veren el pozisyonuna doğru yaptığı dönüşüm, Afrika, Asya ve Kafkasya başta olmak üzere kendi hinterlandını giderek genişletmesi Birleşmiş Milletler çetesini rahatsız etti. Türkiye’nin zalime korku mazluma umut veren politikası, yerleşik düzen sahiplerinin keyfini kaçırmış olacak ki, ne kadar terör örgütü varsa üzerimize saldılar.
 
Terör Örgütlerinin Temel Hedefleri
 
1.Toplum içinde korku ve panik havası oluşturmak;
2.Toplumun devleti yönetenlere karşı öfkesini artırmak;
3.Toplumun fay hatlarına dinamit döşemek;
4.Toplum ile devlet arasında oluşan güven ikliminin zedelenmesini sağlamak;
5.Başarılı olmaları halinde ise ayrı bir otonom devlet kurmaktır.
 
Konvansiyonel Savaş Dönemi Bitmiştir !..
 
Günümüzde yaşadığımız savaşlar, asıllar üzerinden değil suretler aracılığıyla yapılan savaşlardır. Dünyanın egemen güçleri, hem ordularını yıpratmamak, hem toplumlarını karşılarına almamak, hem de düşman gördükleri toplumları iç karışıklığa sürükleyebilmek için kendi kurdukları fason terör örgütlerini maşa olarak kullanmaktadırlar. Dolayısıyla, Alem-i İslam içerisinde biz mezhep çatışması çıkarılabilmesi mümkün olabilecekti. Suriye iç savaşına baktığımızda, bu hedeflerinde maalesef başarılı da oldular.
 
Çözüm: Yeni Dünya Düzeninin Kurulması
 
Bütün bu yaşanılanlara baktığımızda, üç aşamalı bir planın uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Birinci aşamada, ilk tatbikatını 15 Aralık’ta Suudi Arabistan’da “Kuzeyin Gök Gürültüsü” ismiyle tatbikat yapan İslam ordusunun bir an önce gerekli alt yapı çalışmalarını tamamlayıp, Ortadoğu’dan haçlıları kovmalıdır.
 
İkinci aşamada, uzun yıllardır savaş ortamı içerisinde yaşayan, toplumlar sosyolojik ve psikolojik açıdan rehabilite edilmelidir. Savaşın etkisinden kurtulmalarına muteakip süreçte ise tüm Müslüman ülkelerin anayasal reformlarını yapıp, tahrik unsuru barındıran bütün eşitsizliklerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.  
 
Üçüncü aşamada ise, İslam coğrafyasında çizilen yapay sınırlarının anlamsızlaştırılarak, Müslüman ülkeler arasındaki ekonomik ve siyasi anlaşmalar sağlanarak bir İslam Birliğinin kurulmasıdır. 26 İslam ülkesinin bir araya gelerek iki yüz bin kişilik İslam Ordusunun kurulabilmiş olması, İslam Birliği yolundaki ümitlerimi artırmıştır.
 
Konuyu özetlersek, Haç ile Hilal’in savaşında, Allah’ın izni ve inayetiyle Hilal galip gelecektir. Şüphesiz ki, Allah’ın vaadinin gerçekleşmesi yakındır. Her doğum sancılı olur, bizim şer gibi gördüğümüz bu savaşlar yeni dünya düzeninin habercisidir. Elhamdülillah.
 
Selam ve Dua ile …
 
 CENGİZ ÜNLÜHAN
Araştırmacı-Mühendis