atilla @ sivildusunce.com
(1. Bölüm)

PKK  varlığını, faaliyetlerini ve şiddet eylemlerini, her ne kadar yetkin ve yeterli biçimde açıklanmış ve işlenmiş olmasa da, bir siyasî felsefeye dayandırıyor. Bu çerçevede, meşru ve ahlâkî bir zeminde bulunduğuna ve yürüdüğüne inanıyor. Buna karşılık, PKK'ya verilen cevaplar çoğu zaman doğru dürüst bir ahlâkî, felsefî temele oturmaktan uzak. Bölücülükle itham etmek, kardeşliğimize zarar vermeyin demek, huzurumuzu bozmayın talebinde bulunmak PKK açısından hemen hemen hiçbir şey ifade etmez. Genel olarak bakıldığında da PKK'nın gerekçelerinin çürütülmesini sağlamaya kâfi gelmez. Sıcak olaylar ve ölümler elbette hepimizi üzüyor, öfkelendiriyor, hissî tepkiler vermemize sebep oluyor, ama hiç olmazsa bazılarımızın daha soğukkanlı olup ahlâkî ve felsefî temele dayanan değerlendirmeler yapmaya, problemi derin analizlere tâbi tutmaya çalışması lâzım.

PKK aslında felsefesi basit bir örgüt. Ağırlıklı olarak 1960'ların bağımsızlıkçı ve kalkınmacı sosyalist görüşlerini savunuyor. Bir diğer özelliği ise seküler, hatta laisist olması. O kadar laisist ki, yakın zamanlara kadar, dindar Kürtlerle PKK arasında her zaman kapatılması zor bir mesafe bulunmaktaydı. Şimdilerde bu mesafe, geçici de olsa, kapanıyor gibi.

PKK'nın ana argümanı self determinasyon. Bu argümandaki basit mantık şöyle ilerliyor: Her halkın kendi kendini yönetmeye hakkı vardır. Kendi kendini yönetmek demek kendi devletine sahip olmak demektir. Kürtler de bir halktır. O hâlde Kürtlerin de kendini yönetme, dolayısıyla bir devlete sahip olma hakkı vardır. Bu amaca yönelik olarak şiddet kullanmak meşru ve gereklidir. Bu ana argümana Türklerin Kürt topraklarının işgalcisi olduğu, Kürtleri sömürdüğü gibi yan argümanlar da ekleniyor. Bu tezleri ele alıp analiz edeceğim. Ancak, şunu tekrar belirtmekte fayda var: Bu fikirlere, “bölücülük yapmayın”, “kardeşliğe zarar vermeyin”, “hainlik yapmayın”, “huzurumuzu kaçırmayın” gibi sözlerle cevap vermek hiçbir işe yaramaz. Bırakın PKK içindeki Kürtleri, meseleye dışardan bakan tarafsız gözlemcileri dahi ikna etmez.

PKK'nın tezlerinin ciddî biçimde ele alınması ve çürütülmesi şart. Bu, PKK'yı tamamen yok etmeyi sağlamasa bile, üzerine oturduğu zemini önemli ölçüde daraltır, PKK içindeki meşruiyet algısını zayıflatır. Çünkü, nihayetinde, insanların silaha sarılmasını ve tetiği çekmesini sağlayan faktör bir zihniyet, bir anlayış. Silahlı adamlarla mücadele elbette sürdürülmek zorunda. Ama bu mücadelenin fikir mücadelesinin yerini alması imkânsız. Kürtler arasında gittikçe daha fazla yayılan bu tezler çürütülmedikçe Kürt problemi asla tam olarak çözülemez.

Devletin resmî dili bölücülükten söz ediyorsa da, uluslararası literatürde hâkim olan adlandırma, ayrılıkçılık. Böyle bakıldığında PKK bir ayrılıkçı örgüt. Ülkenin bir parçasını çeşitli gerekçelerle ana kitleden koparmak, ayırmak istiyor. PKK içinden bakanlar meseleyi bir bölme/bölünme meselesi olarak değil köleleştirilmiş, en azından mağdur edilmiş, haksızlığa uğratılmış bir milletin egemen güçten ayrılma ve bağımsızlığını kazanma mücadelesi olarak görüyor.

Ayrılıkçılık siyaset felsefesi ve teorisinde epeyce meşgul olunan bir konu. Ayrıca bir dünya gerçeği. Türkiye ayrılıkçı bir hareketle karşılaşan ne ilk ne de son ülke. Hâlen dünyanın çeşitli yerlerinde ayrılıkçı hareketler var. Bunların bir kısmı silaha başvuruyor. Diğerleri ise barışçıl yolları kullanıyor. PKK şiddeti odağa alan bir örgüt. Bunda ona hâkim olan siyasî felsefe kadar bu coğrafyada hüküm süren kültürün de tesiri, payı var.

Literatüre bakıldığı zaman ayrılıkçılığın lehine ve aleyhine on kadar argümanın sıralandığı görülüyor. Başka bir deyişle, bu meseleyi en azından yirmi ilke/değer/konu etrafında tartışmak lazım. Ayrılıkçılık hakkında yazılmış en iyi kitaplardan biri olan Alan Buchanan'ın Secession'ı (Ayrılıkçılık) tüm argümanları etraflı analizlere tâbi tutmakta. Türkçede de Hüseyin Kalaycı'nın dikkate almaya değer bir çalışması var. İlgili eserlere bakınca anlaşılıyor ki, bu argümanlar bazen birbirini desteklerken bazen de birbirini tekzip edebiliyor. O yüzden, her ayrılıkçılık olayını tam olarak anlayabilmek için bu argümanlar etrafında kapsamlı analizler yapmak gerekiyor. Kürt ayrılıkçılığı için bunun yapıldığını söyleyebilecek durumda değiliz. Nefes nefese yaşıyor ve çoğu zaman öfkelerimize, önyargılarımıza teslim oluyoruz.



(2. Bölüm)

PKK'nın argümanlarını değerlendirmeye yan argüman olduğunu söylediğim şeylerden başlayabiliriz. Bazı Kürtlerin Türklerin işgalci olduğu yolundaki iddiası doğru olmaktan uzak. İşgal, ABD'nin gelip Irak'ı işgal etmesi gibi bir olaydır. Türklerle Kürtler arasında hiçbir zaman böyle bir olay vuku bulmadı. Evet, Türkler Anadolu'ya geldiğinde Kürtler buradaydı, yani Kürtlerin bu topraklardaki tarihi Türklerin tarihinden eski. Ancak, Türkler mevcut, bütünleşik bir Kürt siyasî entitesini tasfiye ederek bölgeye oturmadı. Bu yüzden Türkler işgalci argümanı yanlış. Kaldı ki, bu argümanı esas alırsak, herkes işgalci sayılabilir. Tarihte ne kadar geriye gideceğimize bağlı olarak her toplumsal gruba işgalci demek mümkün. Burada, 30 yıl 60 yıl gibi hatırlanabilecek derecede yakın geçmişe gitmek makul olabilir ama yüzyıllarca öncesine gitmek anlamsız. Kaldı ki, bir yerdeki eskiye dayanan işgalin giderilmesi zamanımızda birçok yeni acının ve adaletsizliğin yaratılması sonucunu verecekse, doğru olmasına rağmen işgal argümanı geçersiz kalabilir.

Türklerin Kürtleri sömürdüğü iddiası da geçersiz. Türkiye ekonomik bakımdan yakın zamanlara kadar az gelişmiş ülkeler kategorisindeydi. Son 15 yıldaki gelişmelerle orta derecede gelişmiş bir ülke seviyesine çıktı. Bu zenginleşme belli ölçülerde Güneydoğu'ya da yansıdı. Daha fazla yansımadıysa bunun en önemli sebebi güvenlik problemi oldu. Kuşku yok ki, ülkede bazı bölgeler daha çok diğer bazıları az gelişmiş. Ancak, kasıtlı olarak geri bırakma tek parti döneminde uygulanan bir politikaydı. Demokrasiye geçince kaçınılmaz olarak değişti. Bence Türkiye'nin iyi olduğu ve Kürt probleminin ağırlaşmasını engelleyen olgulardan biri, her şeye rağmen ülkede mülk edinme, seyahat etme ve yerleşme özgürlüğünün bulunması. Bugün bir Kürt Hakkari'den kalkıp İzmir'e yerleşebilir. Orada mal mülk edinip bir iş kurabilir. Bu harika bir durum. Bu mümkün olmasaydı iki toplum birbirinden iyice ayrışabilirdi.

PKK çevreleri self determinasyonu çok kuvvetli ve meydan okunamaz bir argüman zannediyor. Evet, self determinasyon hakkı önemli ve güçlüdür ama ne mutlaktır, ne her durumda sorunsuz uygulanabilir, ne de tüm karşı argümanları geçersizleştirebilir. Önce şunu belirtmekte fayda var: Self determinasyon daha ziyade gruplarla ilişkili olarak kullanılan bir kavram. Ama bazı durumlarda grupların varlığını tespit etmek veya sınırlarının nerede çizileceğini bilmek zor. Ayrıca, tam anlamda homojen bir grup bulamayız. Her grubun içinde alt gruplar bulunabilir. Self determinasyon bir grubun hakkıysa öbür grupların da hakkıdır. Bu bizi sonu gelmez bir self determinasyonlar zinciri ile karşı karşıya bırakabilir.

Bir diğer mesele grup self determinasyonu ile bireysel self determinasyon arasında çelişki çıkınca ne olacağıdır. Liberal demokrasinin esasta bireysel self determinasyona dayandığını söyleyebiliriz. Grup self determinasyonu büyük ölçüde bağımsızlığa, bireysel self determinasyon ise bireysel özgürlüğe tekabül eder. Ancak, hiç de ender olmayacak şekilde, grup self determinasyonu tek tek bireyler için özgürlüğün tümüyle kaybedildiği bir cehennemin kurulması sonucunu verebilir. Bu yüzden, grup self determinasyonu hareketinin hangi siyasî felsefeye dayandığı çok önem taşır. Ortodoks sosyalist bir çizgi kaçınılmaz olarak bireysel self determinasyonu boğar. Nitekim, PKK bunun işaretlerini devamlı vermekte.

Grup self determinasyonunu arama metodu da en az ilkenin kendisi kadar önem taşımakta. Self determinasyon peşinde koşmanın tek yolu şiddet değil. Barışçıl yollarla bu hedef daha etkili şekilde takip edilebilir. Şüphe yok ki, şiddete dayalı veya barışçıl yöntemi seçmede etkili olacak bir diğer faktör, içinde bulunulan rejimin niteliğidir. Temel hak ve özgürlükleri tümden gasp eden, demokratik kanalların kullanılmasına izin vermeyen bir rejimde silaha başvurmak meşru olabilir. Buna karşılık, demokrasinin işlediği, siyasî kanalların açık olduğu bir yerde şiddete başvurmak ancak bir sapma olarak kabul edilebilir.

Yukarda çizilen çerçeveden bakıldığında açık olan gerçek şu. PKK şiddeti gayri meşrudur. Sadece ahlâk dışı değil aynı zamanda akıl dışıdır. PKK'nın tüm talepleri meşru olsa bile bu değişmez. Seçimlere katılmanın, hükümete ortak olmanın, her türlü talebi siyaseten dile getirmenin mümkün olduğu ve problemin tarihsel trendinin iyiye gittiği bir siyasî coğrafyada silaha başvurmak, şiddet kullanmak bir bağımsızlık mücadelesi olmaktan ziyade bir akıl tutulması ve demokrasiye savaş açılmasıdır. Bu tüm ülkeye ve bu arada adına savaşıldığı iddia edilen kitlelere ağır zararlar verecektir, vermektedir. PKK derhal silah bırakmalı, akil Kürt aydınları ve kitleleri de onu manen buna zorlamalı, taleplerini demokratik yollarla takip etmeye teşvik etmelidir.