cengiz @ sivildusunce.com
Değerli okurlarım, iyisiyle kötüsüyle, zaman zaman sert meydan söylemleriyle, zaman zaman da siyasi parti liderlerinin espritüel atışmalarıyla bir genel seçimi daha geride bıraktık. Öncelikle genel seçim sonuçlarının vatanımıza, milletimize ve tüm Alem-i İslam’a hayırlar getirmesini yüce Rabbimden niyaz ediyorum.
 
İlk Defa Yanıldım...
 
Bundan 1.5-2 ay önce yazmış olduğum köşe yazımda, gerek güvendiğim anket şirketlerinin verilerinden ve gerekse kendi bireysel çevremden edindiğim izlenim neticesinde partilerin alabileceği oy yüzdeleri tahminimi sizlerle paylaşmıştım. Diğer seçimlere nazaran, özellikle son 1 aylık süreçte oy yüzdelerinin bu denli değişebileceğini, birbirine taban tabana zıt parti tabanları arasında oy geçişinin bu kadar fazla olabileceğini ve özellikle Güneydoğu Anadolu bölgemizde ikamet eden seçmenlerimize yapılan tehditlere bu denli göz yumulabileceğini hesaba katmamıştım. Dolayısıyla, yapmış olduğum tahminlerdeki standart sapma, zirve noktaya ulaşmıştır. Sebep ne olursa olsun, neticede yanıldık ve yanılgıyı kabul etmek bir erdemdir.
 
Bundan Sonra Neler Olabilir ???
 
Tecelli eden seçim sonuçlarına göre, sandıktan tek parti iktidarı çıkmamıştır. Bu durumda,  ya barajı geçen 4 parti kendi aralarında bir koalisyon hükümeti kuracak, ya da 45 gün içerisinde erken seçime gidilecektir.
 
Oluşan sandalye dağılımına göre, toplumun değişik kesimleri, farklı sermaye grupları kendi açılarından gönüllerinden geçen koalisyon hükümetlerini açıkladılar. Örneğin, Anadolu sermayesi, dünya görüşü olarak birbirlerine yakın gözüken Ak Parti-MHP koalisyonunu arzularken, İstanbul sermayesi ise hükümetin kendi güdümünde olmasını arzuladığı için Ak Parti-CHP koalisyon ihtimalini desteklemektedir.
 
Değerli dostlar, gördüğünüz gibi kimse ülke çıkarından, Türkiye’nin bekasından bahsetmiyor. Hangi partiler arasında kurulursa kurulsun, koalisyon hükümetlerinin kriz üreten bir mekanizma olduğunu bürokratik ve siyasi oligarşi milletten gizliyor. Koalisyon hükümetlerini milletten çok IMF ve Dünya Bankası’nın istediğini herkes biliyor. İstiyorlar ki, siyasi istikrarsızlık Türkiye’de hakim olsun, devamlı koalisyon ortakları arasında kriz çıksın ve bu kriz üzerinden yaptıkları manipülasyonlarla Türkiye Merkez Bankasında biriken dolar rezervleri yerleşik düzen sahiplerinin şirketlerine kanalize edilebilsin.
 
1993-2002 yılları arasında kurulan birçok koalisyon hükümetinin, ülkemizi tarihinin en büyük ekonomik krizi olan 2001 krizine getirdiğinden kimse bahsetmiyor. Meğer, koalisyon hükümeti büyük nimetmiş de bizim haberimiz yokmuş. Dolayısıyla, kim koalisyon hükümetini savunuyorsa, Allah onu ıslah etsin, ıslahları mümkün değilse kahr-u perişan eylesin.
 
Sandık Sonucunun Verdiği Mesaj …
 
Seçim sonuçlarının verdiği tek bir mesaj var, bu da Başkanlık Sisteminin Türkiye’ye %100 uygun olduğudur. Eğer Başkanlık Sistemi’ne geçemezsek her 10 yılda bir bu ve buna benzer yönetimsel krizlere yakalanacağız. Düşünün, eğer 7 Haziran seçimleri Başkanlık seçimi olsaydı, şu an bu belirsizliği yaşamak yerine, Ahmet Davutoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun ikinci tur seçimlerini konuşuyor olacaktık. En nihayetinde, ikinci turda %50 + 1 oy alan ülkenin başkanı olacak ve herkes işine gücüne bakacaktı. Ancak parlamenter sistemin doğasından kaynaklanan arızalar nedeniyle, 7 Haziran’dan bu yana yaşadığımız belirsizliğin ülkemize maliyeti 30 katrilyonu buldu. Şimdi soruyorum, değer mi?
 
Buradan, Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum, çıkın yapılacak ilk başkanlık seçiminde aday olmayacağınızı açıklayın ve yeni bir sürecin katalizörü siz olun. Artık, şahsılar üzerinden değil bilimsel veriler üzerinden Başkanlık Sistemini tartışalım ve Türkiye’ye en uygun şekliyle yasalaştıralım.
 
Bir Sitem de Milletimize; Alkışlıyorum…
 
Ne de Çok Özlemişiz!..
 
IMF’den para dilenmeyi, Bakanlar Kurulu’nun aylarca toplanamamasını, Başbakanlık merkez binası önünde ekonomik kriz geçiren esnaf abimizin yazar kasasını Başbakan’a fırlatmasını, %100’leri geçen enflasyon oranları altından inim inim inlemeyi, Dolar ve Euro’nun inmek bilmeyen çıkışlarını, içi boşaltılan bankaların birer birer batışını, her 6 ayda bir hükümet değişimini ve buna mukabil yapılan erken seçimleri, acaba öğrenim kredim yattı mı ümidiyle Vakıfbank önlerinde uzayıp giden öğrenci kuyruklarını, Türkiye’den ümidini kesmiş genç ve idealist beyinlerimizin gelişmiş ülkelere göç etmesini, bırakın krediyle ev almayı kira borcumuzu ödeyememeyi ve buna takiben ev sahibi-kiracı kavgalarını, alem ilmini geliştirip dünyaya açılırken kendi içimizde “bakan Ahmet mi olsun yoksa Mehmet mi?” tartışmalarını ne kadar çok özlemişiz. Aklıma gelenleri yazdım, 2001 yılına dair daha o kadar güzel anımız var ki, yazsak ne kağıtlar alır ne de defterler. Bu yüzden, yüce milletimizi yürekten alkışlıyorum.
 
Bu İşin İçinden Nasıl Çıkacağız ???
 
Ülkemizi kaosa sürükleyecek bu tablodan çıkmamız için yegâne çözüm, kurulacak bir seçim hükümetinin nezaretinde milletin hakemliğine tekrar başvurmaktır. Çünkü milletin kararından emin olup olmadığı noktasında derin şüpheler oluşmuştur. Yapılacak erken seçimden de buna benzer bir tablo çıkarsa, o takdirde, her türlü koalisyon formülasyonu denenebilir. O durumda da, milletin kimseye kızmaya hakkı kalmaz.
 
Şu muhakkak ki, siyasi partilerin kaynakları kullanım tercihleri birbirinden farklıdır. Elimizdeki kaynağı, bir parti sosyal yardımlara ağırlık vererek kullanmayı tercih ederken, diğer bir parti alt yapı yatırımlarına kaynak aktarılmasını savunabilir. Eğer aynı önceliklere sahip olsalardı, zaten aynı çatı altında beraber siyaset yaparlardı. O halde, farklı değerlere sahip iki veya daha çok partinin bir araya gelip oluşturduğu koalisyonlar ülkeye zaman kaybettirmekten başka hiçbir işe yaramayacaktır.
 
Selam ve dua ile …
 
Not: Prensip sahibi bir insan olarak koalisyona dahil olan hiçbir siyasi partiye oy vermiyorum. Bundan sonra da koalisyona giren hiçbir siyasi partiye oy vermeyeceğim. Saygılarımla …
 
Cengiz ÜNLÜHAN
Araştırmacı - Mühendis