guldalicoskun @ hotmail.com
 

Darbeler zengini bir ülkeyiz. Göstermelik bir demokrasiyle yönetiliyorduk. İlköğretim kitaplarında hep şu klişe yinelenirdi: “Bölgedeki tek çağdaş, laik ve demokrasiyle yönetilen ülke bizim ülkemiz”.  Şekil kıyaslamaları yapılır, özellikle kadınların seçme-seçilme tercihine, giyim kuşamına vurgu yapılır, halkın kendi kendisini yönettiği basit tanımıyla, kafamıza ne denli çağdaş ve demokrat bir ülke olduğumuz yerleştirilirdi..

Şöyle hafiften bir kabarır, bunu bize sağlayan Ulu Önder'e hayranlık oluşur, artan eğitim yıllarıyla, mıh gibi beyne çakılırdı bu durum.

Anadolu'ya doğru ilerledikçe geniş aileler ve sözlü tarihin etkisi görülür. Farklı etnik kimliklerin dramları ve yaşananların etkisiyle ne ilginçtir ki, eğitim oranının da düşmesiyle başka bir gerçekle karşılaşılırdı.

Batılı, eğitimli ve özellikle geçmişi de Osmanlı'nın son dönem batıcılarından gelenler ile Anadolu halkı arasında birçok açıdan fark göze çarpıyordu. Bu fark, hiç kapanmadı.

Darbelerin arka planına baktığımızda, hep aynı gücü görürüz. Biz, kendi kendimizi yönettiğimiz sanısıyla yaşarken, stratejik konumu bu kadar önemli olan bir ülkeyi, başıboş(!) bırakma lüksü yoktu ABD ve Batı'nın.

Öyle bir düzen kurarlar ki, onlar için çalıştığını bilmeyen aydın-akademisyen, gazeteci, asker, polis gibi birçok meslek grubundan insan olur. Her ülkeden sorumlu bir masası var ABD'nin ve emperyalistlerin. Orada elde edilen bilgilerle stratejiler oluşuyor. O ülkenin inancı, sosyal ve siyasal yaşamı, kültürü-eğitimi ile ilgili her şey ellerinde. İç-dış sorunlar, kaşınması muhtemel problemler, etnik ve dini ayrılıklar hep o masada dosyalar halinde duruyor.

Bir anda olmuyor her şey. Yılların emeği ve çalışmasıyla birbirinin karşıtı gibi görünen, yer yer çatışan ama aslında aynı yerden emir alan örgütler kurarlar. “Kahrolsun ABD” diye bağıranlar da dahil.

1960'ların sonunda İzmir'de kurulan bugünkü adıyla FETÖ de bunlardan biri. Bir tarafta din karşıtı Kemalist orduya darbeler yaptırırken, diğer tarafta Anadolu halkının din hassasiyetinden yararlanarak oluşturulan alternatif bir oluşum. Biri diğerinin mağduriyetine neden olurken, halkın nezdinde büyümesine neden oluyordu.

Sözde, hizmet örgütüydü; Allah rızası içindi her şey! Çocuklarını, sistemin bozmasından, dininden uzaklaştırılmasın korkan birçok aile bu oluşuma saygı duydu, kıymet verdi. Gönüllü çalışanlar çoktu. Anadolu'dan gelmiş, onların dershanelerinde okumuş ve meslek sahibi olmuş genç kadınların, evlerini, çocuklarını dahi ihmal ederek, gece yarılarında evlerine gittiklerini, çoğumuz duymuşuzdur. Hatta mesleği bırakıp sadece ablalık yapanlar, kendi aralarında daha çok hizmet için yarışanlar ve bunu sadece Allah rızası için yaptıklarını söyleyenler vardı.

İnsanların dini duygularını istismar etmede çok başarılı olmuşlar. Hatta, farklı camialardan insanlar da çocuklarını onların kurumlarına vermeye başlamıştı. Çünkü, sınavlarda dereceye girenler, hep oralardan çıkıyordu. Meğer, soruların cevapları da onların işine yarayacak elemanlara verilerek, yavaş yavaş büyümüşler.

Öyle bir sızılmışlar ki; devletin hücrelerini ele geçirerek kendilerini çok iyi kamufle etmişler. Bu yüzden çok “modern” görünümlü, içki içen biri de, bir Kemalist de FETÖ'cü çıkabiliyor. Güya din adına bu sistemle mücadele için her şey mübâh denilerek bazı kapalı kızların başı açtırılıp, bikini giyip içkili ortamlarda yer almaları ve özellikle askerle evlilik yapmaları öğütlenmiş.

Müthiş bir akılla oluşturulmuş örgüt, işleyiş düzeni, vergi sistemi ve hiyerarşisiyle,  tam da söylendiği gibi bir paralel devlet yapılanmasıydı. Son derece çetrefilli, kimin kim olduğunun belli olmadığı, aileleri bile bölen, sağladığı imkânlarla birçok kişiye kolaylık sağlayan, dini kılıf yüzünden de kimsenin şüphe etmediği bu örgütle savaşmak sanıldığı kadar kolay değil.

Bu yüzden 15 Temmuz, şer gibi görünen çok büyük bir nimettir bizim için. Asıl kurtuluş günü de o gündür. Çünkü düşman(lar) artık rengini belli etmiş, Batı ve ABD dahil, ters köşeye yatırılmıştır. Hepimiz şok yaşadık, MİT nerede, Genelkurmay ne yapıyordu diye sorarken, kendi adıma şimdi anlıyorum ki devlet aklı riski göze almış, bu katillerin kendilerini sahaya sürmelerini sağlamıştı.

Evet, şehitlerimiz var, canımız yandı, günlerce yorgun, uykusuz perişan saatler geçirdik. Fakat, büyük çoğunlukla, birlik olduk ve bu beklenmedik bir şeydi, FETÖ ve sahipleri için.

Mağduriyetler oluyor, bazı ölçütler subjektif ve bir panik durumu da var. At izi, it izine karışmasın diyen bir liderin olması da avantajdır. Kurulların oluşturulması da bu yanlışların telafisi için iyi bir adım. Bir ülke kolay kurulmuyor, hele de bunca müstemleke ve eğitimli cahil varken... Arızalar mutlaka olacaktır.

Bize düşen, itidalli olmak ve yanlış giden durumlarda gerekli uyarıyı yapmak. Mağduriyet oluşturanlara da dikkat edilmeli ve asıl karartma bu yolla olabilir. Zor günler gibi görülse de tünelin ucundaki ışık epey parlak. Yeter ki âdil ve birlik olalım...



guldalicoskun@hotmail.com